Mardin Roj

Öcalan ile görüşme notlarından: Kobanê gerçekliği sorunların çözüm anahtarıdır

Öcalan ile görüşme notlarından: Kobanê gerçekliği sorunların çözüm anahtarıdır
  • 03 Ekim 2021

PKK Lideri Abdullah Öcalan, Kobanê’de DAİŞ’e karşı mücadelenin “21’inci yüzyılın onur savaşı” olduğunu belirterek, “21’inci yüzyılın bütün çelişki, çatışma ve imkânlarını bağrında barındıran Kobanê gerçekliği, bütün sorunların çözüm anahtarı olma vasfını taşımaktadır” dedi. 

Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşa taraf olmayan Kürtler, 2014 yılında kendi kendini yönetmek için Cizîrê, Kobanê ve Efrîn kantonlarını ilan etti. Kürtlerin kendi kendini yönetme talebini kabul etmeyen güçlerin yönlendirdiği DAİŞ, 10 Eylül 2014’te Kobanê’ye saldırdı. Kobanê halkı da DAİŞ saldırılarına karşı özsavunma gücüyle karşılık verdi. Binlerce kişinin köylerini terk etmek zorunda kaldığı DAİŞ saldırıları, 6 Ekim 2014’te Kürt halkını ayaklandırdı.
KOBANÊ SERHİLDANI
AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 7 Ekim’de Antep’te yaptığı “Kobani düştü düşüyor” açıklamasıyla, bu protestolar 7 ve 8 Ekim’de serhildana dönüştü. Halkın ayaklanmasıyla sokağa çıkma yasakları ilan edildi, kentlere tanklar yerleştirildi. Polis ve asker saldırılarına rağmen eylemlerini sürdüren halk, taleplerinin karşılanması için çağrıda bulundu. 6 Ekim’de kısmi olarak başlayan, 12 Ekim’e kadar süren ve 46 kişinin yaşamını yitirdiği, 682 kişinin yaralandığı eylemler, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı Heyeti aracılığıyla gönderdiği mesajla sonlandırıldı. Öcalan’ın taraflara diyalog çağrısı yaptığı mesajında, provokasyonlar nedeniyle olası katliam tehlikesine dikkat çekti.
‘TARAFLAR DERS ÇIKARMALI’
Öcalan, Kobanê eylemlerinden sonra 21 Kasım’da İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmede, tarafların eylemlerden ders çıkarması gerektiğini belirterek, “Bugünden sonra bölgede demokratik siyasete, barışa ve çözüme inanan tüm yapı ve kurumların ciddi bir soruşturma ve yüzleşme sorumluluğuyla meseleye yaklaşmaları elzemdir. Bu yaşanan olaylardan tarafların ders çıkartması, bu temelde demokratik çözümün hayati öneminin kavranarak, müzakere temelli çabalara hız vermesi ehemmiyet arz etmektedir. Taraflara düşen görev, birbirleriyle olan hukuklarını sağlam ve güvenli bir temele oturtmalarıdır. Bu yapılmadığı zaman, içinden geçmekte olduğumuz sürecin derin bir darbeyle sonuçlanması kaçınılmaz olacaktır. Oysa bu topraklarda yaşayan bütün halklar ve inançlar için en önemli seçenek, köklü bir demokrasi olmalıdır” dedi.
HALKLARIN ORTAK GELECEK İNANCI 
Aynı görüşmede, Kobanê’de DAİŞ’e karşı yürütülen mücadeleye dair Öcalan, “21. yüzyılın bütün çelişki, çatışma ve imkânlarını bağrında barındıran Kobanê gerçekliği, bütün sorunların çözüm anahtarı olma vasfını taşımaktadır. Oradaki cesur ve destansı direniş ve bu direnişe sahip çıkan bütün halklarımız tam da bu bilinç ve onurla hareket etmişlerdir. Necat Suphi Ağırnaslı şahsında bu iradeye can veren bütün şehitlerimizi ve ailelerini selamlıyorum. Necat Suphi yoldaşımızın şahsında ortaya çıkan şey, bütün halklarımızın ortak geleceğine olan inanç ve sadakatimizdir” ifadelerini kullandı.
TOPLUMSAL BARIŞIN DEMOKRATİK İNŞASI
Ortadoğu’nun demokratik geleceğinin bu anlayış ve ruhun korunmasıyla mümkün olduğunun altını çizen Öcalan, “Tüm bu gerçekler ışığında yürüttüğümüz çalışmaları ve bölgemizin barışını zora sokacak söylem ve tutumlar yerine yapıcı katkıların sağlanması tarihi bir zorunluluktur. Bu dönemde süreci sabote etmek isteyen güçler, Bingöl örneğinde de görüldüğü gibi süreci çatışmaya evirmek için fırsat kollamaktadır. Bu tarz provokasyonlara karşı sadece dikkatli olmak yetmez, önleyici tedbir ve mekanizmaların da süratle geliştirilmesi gerekmektedir. Toplumsal güvenlik ve düzeni cezai yaptırımlar ve anti demokratik yaklaşımlarla düzenlemeye çalışmak daha büyük sorunlara zemin hazırlar. Yapılması gereken; bu sorunların kaynağına inerek, büyük bir özgüven ve cesaretle daha demokratik ve çözücü politikalar geliştirmektir. Bu anlamda bütün kurumlarımıza ve yapılarımıza da düşen en temel sorumluluk, toplumsal barışın demokratik inşasına yoğunlaşmaktır. Bir kez daha Kobanê’deki insanlık onuru direnişine ve bütün dünya ülkelerinde dayanışma gösteren halklara özel selamlarımı iletiyorum” diye konuştu.
KAMU DÜZENİ 
Öcalan’ın bu uyarılarını dikkate almayan AKP iktidarı, “kamu düzeni” açıklamalarıyla süreçte kırılma yaşandığını dillendirmeye başladı. Bu yönlü ilk açıklama, 25 Ekim’de dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’dan geldi. Öcalan’ın müzakere temelli çabalara hız verilmesi için sekreterya kurulması gerektiği vurgusuna karşın Davutoğlu, “Kamu düzeni sağlanmadan hiçbir talep, hiçbir görüşme bu anlamda yapılamaz” dedi. Aynı günlerde dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Sürece mahkum ve mecbur değiliz” sözlerini sarf etti. Benzer açıklamalarda bulunan Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, bir yandan süreçteki kararlılıklarının sürdüğünü iddia ederken, diğer yandan Kobanê eylemlerinin süreci kırılgan hale getirdiğini öne sürdü. Öcalan’ın iktidarın Rojava politikaları ve eylemler nedeniyle yaptığı eleştiriler üzerine İmralı’da görüşmeler bir süre askıya alındı.
KAOS VE DARBE UYARISI 
Engellemelerin ardından 29 Kasım’da İmralı Heyeti’yle yapılan görüşmede Öcalan, yüksek ısrar ve uyarılarına rağmen tüm bu süreçlerde gerekli yasal düzenlemeleri yapmayan iktidarın meseleye özeleştirel temelde yaklaşmaya çağırdı. İktidarın yasal düzenlemeler konusunda sorumluluğunu yerine getirmeye davet eden Öcalan, bu ciddiyet ve kararlılığın gösterilmemesi durumunda, bölgesel kaosun derinleşeceği ve darbe mekaniğinin sonuç alabileceği uyarısında bulundu. Öcalan, anlamlı ve yasal tüm boşlukları giderilmiş müzakerelere geçilmesi durumunda, tarafların “Tahkim edilmiş bir ateşkes” ve bu ateşkesi denetleyecek bir “İzleme Kurulu” oluşmasının önemini vurgulayarak, süreçte bozucu bir alan olarak öne sürülen “kamu düzeni”nin de ancak ve kalıcı olarak bu şekilde sağlanabileceğini belirtti.
21’İNCİ YÜZYILIN ONUR SAVAŞI
Kobanê ve Şengal’deki direnişin “21’inci yüzyılın onur savaşı” olduğunu söyleyen Öcalan, DAİŞ’e karşı mücadelede dayanışma gösteren, katkı sunan halkları selamladı.
Öcalan’la 9 Ocak 2015’te gerçekleştirilen görüşmede İmralı Heyeti, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala ile Dolmabahçe Sarayı’nda yaklaşık iki saat süren toplantı gerçekleştirdikleri bilgisini paylaştı. İmralı Heyeti, Davutoğlu’nun bu görüşmede bir kez daha “kamu düzeni”ni öne sürerek, “Bu görüşmeye karar verirken tereddüt ettim” dediğini aktardı.
HEYET: HÜKÜMETİN TUTUMU NET DEĞİL
Öcalan’ın, iktidarın çözüm kararlılığının olup olmadığına dair soruya İmralı Heyeti, “Heyet olarak ortak görüşümüzdür. Bu konuda hükümetin tutumu bizce net değildir. Tam bir kararlılıktan bahsetmek bir risktir. Bu sorumluluğu alamayız, gönül ferahlığıyla bu kararlılık vardır diyemeyiz. Bu kamu düzeni meselesine çok takmış durumdalar, bunu her şeyin önüne getirme durumları var” görüşünü dile getirdi.
ÖCALAN: 20 YIL ÖNCE TEHDİT OLMAKTAN ÇIKTIK
Öcalan, yapılan bu toplantıya dair şu değerlendirmelerde bulundu: “Başbakan’ın niyeti ile ilgili bir şey demeyeceğim. Yeterince deneyimi yok ve yüzeysel yaklaşma durumu var. Kavram, kuram ve kurum, ‘Üç K’de diyebiliriz. Bütün bunları burada konuşacağız. Demokratik özerklik nedir, açıklayacağız. Kamu güvenliğini açıklığa kavuşturacağız. Yerel özerklik, güvenlik nedir, bu konularda kavram ve kuram açıklığına ihtiyaç var. Önce kavramlar konusunda anlaşmamız lazım. Anayasa çözümü, Kürt reformasyonu, demokratikleşme, yerel demokrasi, belediyeler, seçim, tüm bunları burada kavram ve kuram düzeyinde ele alacağız. Hangi kurumlar Türkiye’yi demokratikleştirir, konuşacağız. Kamu düzeni konusunda bazı şeyler ifade edeyim. Bunu Yalçın Beye de, Başbakan’a da götürürsünüz. Kamu düzeni meşru, yasal toplum düzeni demektir. Yasal toplumun evrensel düzenidir. Tüm Türkiye vatandaşları için yasal, hukuki düzen ve kurallar toplamıdır. Biz kamu düzeni için tehdit olmaktan çıkmaya yirmi yıl önce karar vermiştik. Bu konudaki iradem kesindir. Bunu Başbakan’a da iletin. Bizim geçmişte de niyetimiz vardı. Bunu Özal’la yaptık, fakat Özal öldürüldü. Şimdi de binlerce provokasyon var. Bunu Başbakan’a ve Yalçın’a anlatın. Davutoğlu çok deneyimsiz, tarihi bilmiyor, Yalçın da bilmiyor. Yüzeysel, hatta çıkar temelli yaklaşıyor.”
‘MEKTUP YAZMASAM DARBE OLACAKTI’
Son 30 yılda darbe pratiklerinin PKK’nin yürüttüğü savaş üzerinden kurgulanmak istendiğini belirten PKK Lideri, şu uyarılarda bulundu: “Kobanê savaşında ısrar olursa, bunun arkası darbedir. Kobanê’de bir darbe mayalanıyor. Bu en son dünkü Paris olayı da müthiş bir darbe hazırlandığını gösteriyor. Erdoğan acımasızca götürülecek. Daha önce Mursi örneğini vermiştim, ama daha kötü bir son onun için hazırlanıyor. PKK’yi de kullanmak isteyecekler. PKK üzerinden darbe inşa edilmek isteniyor. İşte 6-7 Ekim’de ortaya çıktı. Ben mektup yazmasam darbe olacaktı. Hiçbiriniz bunun farkında değildiniz. Bırakın kırk kişiyi, sınırsız ölümler yaşanacaktı. Darbe çarkı daha amansızca yürütülüyor. Paris’teki suikast onunla ilişkili. Holland, Esad konusunda Türkiye’yle ortak hareket etmiş. Bu eylem Holland’ı bu anlamda geri çekme, Türkiye’yi yalnızlaştırma operasyonudur. AKP’ye yönelik darbe mekaniğinin de işlediğinin göstergesidir.
TEK TARAFLI YAKLAŞIM
Adnan Menderes örneğini vermiştim daha önce. Darbe oluncaya kadar neler olup bittiğinin farkında değildi. Kendisine darbe hazırlandığı söylenince ‘Benim orduma nasıl böyle bir suçlama getirirsiniz?’ demişti. Farkına vardığında çok geç olmuştu. Suriye’de IŞİD bitse bile ikinci bir IŞİD hazırlanıyor. Esad’dan da hamle beklemek lazım. Ben en başından beri Misak-ı Milli Komisyonunu bunun için önermiştim. Erdoğan’ın Arapçılık yaklaşımı çok tehlikelidir. Katar, Suudi Arabistan üzerinden Afrin ve Kobanê’yi Araplara bağlamak, Cizîrê’yi Güney’e bağlamak istedi. Musul ve benzeri üzerine de çok tehlikeli hesaplar içerisine girdi. Şimdi ABD Esad’dan yanadır. Hollande Esad’a karşıdır. Bu Paris olayları ile Hollande’ye gözdağı veriliyor. Esad ve ABD her an Kürtlere saldırabilirler. Türkiye’de de HÜDAPAR’ın ya da ikinci bir Selefi hareketin Türkiye’yi duman etmemesi bizim tek taraflı yaklaşımımız sayesindedir.”
CİZRE İKİNCİ KOBANÊ OLDU
İmralı Heyeti’nin 4 Şubat 2015’te gerçekleştirdiği ziyarette, Şırnak’ın Cizre ilçesinde 27 Aralık 2014’te HÜDAPAR ve polis saldırılarında 5’i çocuk 6 kişinin yaşamını yitirmesiyle başlayan eylemlere dair Öcalan, “Cizre’de Kobanê olaylarının bir versiyonu uygulanmaya çalışıldı. Emniyet içinde uyuyan Cemaatçi hücreler var. E. A. yaptığı açıklamalarla reddetti. Ancak pratik beni doğruladı. Ben bir şeyler var dedim. Burada Hüdapar devreye girdi. Cizre ikinci Kobanê oldu. Kobanê’deki olay, tüm belirtiler. 29 Kasım’ı da hatırlayalım. (Türkiye cephesinden Kobanê’ye en yoğun saldırının geliştirildiği gün) Kobanê üzerinden darbe mekaniği devreye konulabilir dedim. Bu olaylar darbe mekaniğini hızlandıran olaylardı. Dikkat edilirse koalisyon güçleri en kritik noktada devreye girdi. Dünyada ender rastlanan bir operasyon gerçekleştirdi. Onlarca uçakla hava bombardımanı gerçekleştirdi. O koalisyonun sözde kurtarma operasyonuyla 29’unda gerçekleşen IŞİD saldırısını aynı güçlerin yaptığını araştırmalısınız” dedi.
ÜST AKIL KİM?
“Bizim üst aklı bulmamız lazım” diyen Öcalan, devamında şunları söyledi: “Bu üst akıl kimdir? Ben değilim. HDP de değil. Hepsi gidiyordu. O mektup o akşam yazıldı ve provokasyon durduruldu. Ben olmasaydım 6-7 Ekim’le birlikte HDP kalmazdı. Arkasından bilmiyorum kaç gün sonra Bingöl olayı oldu. Asıl yapanlar hâlâ açığa çıkmadı. Aynı şey Hakkari Yüksekova’da da oldu. Diyarbakır’da bir astsubay ensesinden vuruldu. Bu pratiğimizle darbe mekaniği yarım kaldı. Genelkurmay dün bizim paralelle ilgimiz yok diye açıklama yapmış. Bunu söylemeleri bile iyidir. Bizim buradaki toplantımızla aynı güne denk gelmesi önemlidir.” (Mezopotamya)
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ