Mardin Roj

Mithat Sancar: Milyonların ortak mücadelesini yaratmalıyız

Mithat Sancar: Milyonların ortak mücadelesini yaratmalıyız
  • 01 Şubat 2022

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, güçlü ortak iradeyi yaratma kararlılığını sürdüreceklerini belirterek, “Soyguncuya ve talancıya karşı milyonların ortak mücadelesini yaratmalıyız” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında konuştu. İklimde de iktidarda da kara kış yaşandığını dile getiren Sancar, “Bu iktidar bu ülkeyi donduruyor, insanlarımızı soğuğa mahkum ediyor. Sadece siyasi anlamda ülkeyi dondurmak ve üşütmekle kalmıyorlar, bu soğuk kış koşullarında insanların ısınabilecekleri imkanları elinden aldıkları için bu zemheri evlerinin içine, yoksulların emekçilerin dizlerinin dibine kadar soktular. Çocuklar üşürken, soğukla baş etmek için türlü yollar arayan insanlarımız iktidarın politikaların nelere yol açtığını görmüştür” dedi.
HALKIN ÇIKARLARI 
Kış koşullarının dünyada olduğu gibi Türkiye’de de iki haftadır zorluklarla geçtiğini ifade eden Sancar, iktidarın sorumluluktan kaçarak, yerel yönetimleri hedef aldığını belirtti. Yerel yönetimlerde eksikliklerin olduğunu ancak asıl sorumluluğun merkezi hükümette olduğunun altını çizen Sancar, “Bu tartışmaları sadece iktidarın sorumluluktan kaçmak olarak yorumlamak da yetmiyor. İktidarın aczini, çaresizliğini ve aynı zamanda insafsızlığına da gözler önüne seriyor, bunu bir kez daha vurgulamak isterim. Bu ilk değil, yazın başka felaketler yaşandı, kışın şimdi bu felaketi yaşıyoruz. Yazın aşırı sıcaktan çıkan orman yangınlarında, sel felaketlerinde ve depremlerde olduğu gibi şimdi de soğuk ve kardan dolayı yaşanan sıkıntılarda iktidarın halk için herhangi bir planı ve programı olmadığını açıkça gördük. Çünkü bu politikalarda halkın yeri yoktur. İktidarın öncelikleri arasında halkın çıkarları yoktur” diye belirtti.
DÜZEN DEĞİŞMELİ 
İktidarın talan, sömürü, israf, rant, savaş politikaları üzerine kurulduğunu dile getiren Sancar, şöyle devam etti: “Kaynaklar talana, ranta, israfa, savaşa tahsis edildiği için halkı koruyacak tedbirler alacak para bırakmıyorlar. Olan parayı da yine halkı düşünmedikleri için halkın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde asla kullanmıyorlar. Bunlar bilinçli politikalar, bilinçli tercihlerdir. Sadece doğa şartlarıyla açıklanacak bir durum söz konusu değildir. Bu iktidar bu politikaları sürdükçe, kış, yaz şartlarında her türlü felaketin faturası yoksullara çıkacaktır. Sürekli söylüyoruz halkın yaşamını değil, kendi talan düzenlerini önceleyen bu iktidar düzeni değişmek zorundadır. Bunu bu ülkenin milyonları birlikte başaracak güce sahiptir. İnsanların felaketlerle ve çaresizliklerle baş başa bırakılması bu ülkede devam ettirilecek bir politika, bir yönetim şekli olamaz, olmamalıdır. Bunun yolu birlikte mücadeleden geçmektedir. Emekçilerin yoksulların geniş halk kesimlerinin birlikte mücadelesi bu talan, rant, savaş ve israf düzenini değiştirebilecek güce sahiptir. Yeter ki bu gücü doğru kullanmasını bilelim yeter ki yan yana yürüyebileceğimiz programları ve çizgiyi oluşturalım.
EKONOMİDE KARAKIŞ 
Kara kış ekonomide de yaşanıyor. AKP iktidarın yıllardır ekonomik krizin faturasını ödettiği Türkiye halklarına karşı 2022 yılı da kriz ve çöküşün zirvesiyle başlamıştır. Zam ve zulüm yılı olarak bir döneme girdiğimizin işaretleri daha ilk günden verilmeye başlamıştır. Bir ayda halkın elinde kalan yüzde yüz zamlı elektrik faturalarıdır. İnsanlar evlerinde karanlıkta yaşamak zorunda bırakılıyor. Yine fiziksel olarak durum böyledir demek istiyorum. Biz bu iktidarın zihniyetinin karanlık olduğunu söylüyoruz ama sadece metafor ve mecaz olarak değil gerçekten hayatın içinde karanlığı dayatıyor. Bu iktidar bu ülkeye, emekçi yoksul halklarına karanlığı dayatıyor. Elektrik faturalarını görüyorsunuz. Bu faturaların yüksekliğinin nedenlerini de biliyoruz. Burada asıl büyük rantın kimlere aktarıldığını da biliyoruz. Bunu her fırsatta açıklıyoruz.
Doğalgaz faturaları yine öyle. Sonuçta insanların emekçilerin, yoksul halkımızın elinde kalan boş filelerdir. Belki marketlerde raflar doluyor ama alışverişe gidenlerin sayısı azaldıkça azalıyor. Gidebilenlerin çantaları boşaldıkça boşalıyor, fileler artık boş bir şekilde eve dönüyor. Poşetler içinde birkaç zorunlu ihtiyaç maddesi olmadan eve getiriliyor. Ortada büyük bir soygun ve sömürü var. Bu düzenin bu halka dayattığı soğuk var, karanlık var, açlık var, yoksulluk var. Bütün bunlarla mücadele için güçlü bir halk iradesini ortaya çıkarma sorunumuz da var.
BİRLİKTE YÜRÜMELİYİZ
HDP güçlü ortak iradeyi yaratma, ortak mücadeleyi büyütme kararlılığını sürdürüyor ve bunu her aşamada tekrar ederek yapmaya kararlıdır. Çağrılarımızı her seferinde yineleyeceğiz birlikte yürümeliyiz. Birlikte yürümeliyiz bir avuç soyguncuya, talancıya, sömürücüye karşı milyonların ortak mücadelesini mutlaka yaratmalıyız. Bu iktidar yalan talan ve kan düzenini kurmuştur. Bu iktidar tekçi anlayışa dayanmaktadır, yasakçıdır, kumpasçıdır. Bakın sadece bize karşı değil her alanda bu tekçi, baskıcı zulüm zihniyeti yaygınlaşıyor. Bizler yıllardır çağrılar yapıyor, uyarılarda bulunuyoruz. Bir yerde adaletsizlik varsa, bunun orayla sınırlı kalmayacağını, bir kesime haksızlık yapılıyorsa, bunun o kesimle sınırlı kalmayacağını anlatıyoruz. Şimdi bu anlattıklarımız çıplak gerçeklik olarak hayatın içinde karşımıza çıkıyor.
HERKES İÇİN ADALET 
O nedenle adalet mücadelesini herkes için yürüttüğümüzü söylüyoruz. Adalet herkes için isteniyorsa ancak samimi bir adalet mücadelesi söz konusu olabilir. Adalet herkes için varsa gerçek anlamda gerçekleşebilir. Sadece kendisi için adalet isteyen varsa, başkasına yapılan haksızlıklara kim göz yumarsa, baskıyı zulmü görmezden gelirse, bilin ki bu haksız zulüm ve adaletsizlik düzeninin sürmesine doğrudan ya da dolaylı katkı yapıyor. Başımıza gelmesini beklemeden, kime yapılırsa yapılsın adaletsizliğe karşı birlikte mücadelenin yollarını hiç vakit kaybetmeden büyütmek zorundayız, yoksa adaletsizlik düzeni kendisine hiç dokunmayacağını sananları da gelip mutlaka bulacaktır. Son bir ayda yaşadıklarımız bunun örnekleriyle doludur.
ANA HEDEF DEĞİŞTİRMEK 
Personel değiştiriyor iktidar. Sanki personel değiştirerek düzeni düzeltebilecek gibi bir imaj veriyor. Mesele makamlarda şahıslarda değil, sistemin kendisindedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kendisindedir, bu iktidar zihniyetin kendisindendir, sistemi, rejimi, iktidarı değiştirmek zorundayız. Onlar istedikleri kadar TÜİK, Merkez Bankası Başkanını, Maliye Bakanını, Adalet Bakanını değiştirerek, bir şeyleri değiştirdiklerini algısını yaratsınlar, nafiledir. Sorunun kaynağı bellidir, iktidarın zihniyeti ve onu besleyen rejimin kendisidir ve bütün politikaların uygulanmasına imkan veren sistemin kendisidir. O nedenle sistemi değiştirmek, rejimi değiştirmek ana hedefimiz olmalıdır. Bunun elbette doğal sonucu iktidarı göndermektir.
ÖFKE TAVAN YAPTI 
Türkiye ile ilgili istatistiklerin hangisini anlatalım? Mesela yüksek enflasyonda Türkiye dünyada da ilk 10 içinde yer alıyor. Yüksek enflasyonun ne demek olduğunu pek çok veri ile anlatabiliriz ama en basit tanımı yoksuldan alıp zengine vermektir, yoksulu daha yoksul yapmaktır, açlığı bu ülkede yaygınlaştırmıştır. İşte Türkiye dünyada enflasyonun en yüksek olduğu 10 ülkede yer aldığı için yoksul daha yoksul, zengin daha zengin olmaktadır. Bir başka çarpıcı araştırma yakınlarda yayınlandı. Bu da önemli bir gösterge, bu politikaların yarattığı sonuçlar için önemli bir gösterge. Türkiye en öfkeli ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer almaktadır. Hayattan en az keyif alan ülkeler listesinde yine ikinci sırada. En az gülümseyen ülkeler sıralamasında birinci sırada. Gallop’un araştırması bu. Aslında bu tür araştırmalara da ihtiyaç yok. Eğer halkın içine girerseniz, görürsünüz ki gerçekten öfke tavan yapmış durumda, gerçekten insanlarımız hayattan keyif almıyor, gerçekten insanlarımız gülümsemeyi unutmuş durumda.
BÜYÜK BARIŞ 
Bu öfkeyi bir değişimin enerjisi haline getirmek zorundayız. Yeni bir başlangıcın adalete, demokrasiye, barışa dayanan yeni bir düzen kurmanın dayanağı haline getirmek zorundayız. Bu ülkenin insanlarının hayattan keyif almasını sağlamak zorundayız, hayat ile barışmasını sağlamak zorundayız. Büyük barış derken, elbette Kürt sorununun çözümünü öncelikle kast ediyoruz. Sadece bundan ibaret olmadığını da kastediyoruz. Büyük barış için hepimizin yaşamla daha barışık, yaşamla daha keyifli bir ilişki kuracağı bir siyasal, ekonomik, toplumsal düzen kurmak zorundayız. Büyük barış aynı zamanda ölüme mahkum edilmiş bir toplumu değil hayatla barışık insanlar topluluğunu inşa etmek demektir. O nedenle HDP’nin temel hedefi barıştır. Bu ülkede mezhep, inanç, hayat tarzı temelinde sınıf temelinde büyük gerilimleri düşmanlıkları yaratan bu iktidarı ve rejimi değiştirmenin yolu büyük barışı ana hedef haline getirmektir. Bu büyük barış bizim yolumuzun ışığıdır, hedefimizin zirvesidir. Bunu bir kez daha buradan ilan ediyorum.
ELEKTRİK ZAMLARI 
Elektriğe yapılan zamlardan söz ettik. Şimdi güya şikayetler itirazlar üzerine Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yeni bir düzenleme yapıldı. Alt sınır miktarı biraz daha artırıldı. Bunun bir çözüm olmayacağını, elektrik kullanımının mütevazi bir hanede ne ölçüde gerekli olduğunu yaşayanlar bilir. Ayrıca rakamlara dökmeye bile gerek yok. Bu güya indirim diye sunulan şey, halkın cebinden kepçeyle alınan paraların çay kaşığıyla iade edilmesinden başka bir anlam ifade etmiyor. Vatandaşların bu zulümden kurtarılmasının yolu vardır. Bu elektrik meselesi üzerinden yine söyleyeyim. Öncelikle yapılması gereken şey elektrik hizmetlerinin kamulaştırılmasıdır. Elektrik hizmeti gibi yaşamsal alanlarda rantın, sömürünün geçerli olduğu bu düzeni değiştirmek için elektrik hizmetleri mutlaka kamulaştırılmalıdır. Faturasını ödeyemeyen hiç kimsenin elektrik ve doğalgazı kesilmemelidir, icra takibi yapılmamalıdır. Bunu engelleyecek hukuki düzenlemeler bir an önce gerçekleşmelidir ama bu iktidarın bunu yapacağın beklemek naiflik olur. Bizler bu ülkenin yönetimine ağırlığımızı koyduğumuz anda ilk fırsatta bu tedbirleri ilk fırsata yapacağız.
KAYNAK NEREDE?
2018’den bu yana elektrik doğalgaz ve petrol ürünlerine yapılan zamlar geri çekilmelidir. Her haneye ihtiyacı kadar elektrik ve doğalgaz ücretsiz bir şekilde sağlanmalıdır. Bütün bunlar için kaynak var. Bunu bütçe çalışmaları sırasında da söyledik, iş aş buluşmalarımızda halkla paylaştık. Kaynak nerede? Kaynak talana, savaşa, yandaşa giden paraların kısılmasında, kesilmesindedir. Ranta, israfa, sömürüye, savaşa ayrılan kaynaklar kesilsin, bu ülkenin bütün halklarının, emekçilerinin, yoksullarının ve şimdi saydığım ihtiyaçları anında karşılanabilir. Kaynak vardır, asıl mesele bunların nasıl yönetildiğindedir. Asıl mesele bunların paylaşımında izlenen politikalardadır. Kaynakların paylaşımında halkçı bir anlayışı esas alacağı ve bunun içinde öncelikle savaş politikalarına ranta, sömürü düzenine, talana, yandaşa giden kaynakların akışını sağlayan bütün kanallara son vereceğiz.
DİRENEN İŞÇİLER 
İnsanlarımız, emekçilerimiz, yoksullarımız direniyor. İtirazlarını yükseltiyorlar. Son haftalarda hangi alanlarda emekçilerin direnişinin ses getirdiğini ve sonuç verdiğini sayayım. Sadece isimleri saymak bile yeter. Son bir iki ayda Trendyol, Ferplas, Yemeksepeti, Yurtiçi Kargo, Çimsataş, Oppo, BBC, TTB, Türk Metal, Kayı İnşaat işçileri, Uğur Tekstil, Özak Tekstil, Miksubar, A101, Şok, Lila ve daha farklı alanlarda emekçiler hakları için direndiler ve bunların büyük bir kısmı da haklarını aldılar. Hepsine selam olsun. İşte sonuç almanın yolu budur hak mücadelesinde kararlı ve örgütlü davranmaktır adalet mücadelesinde ısrarcı ve inatçı olmaktır. Bunu başarabilirsek sonuç alabildiğimiz de emekçi kardeşlerimiz hepimize gösterdiler. Biz bu direnişlerin içindeyiz, anında değil hepsinin içindeyiz. Hepsiyle iç içeyiz, onların sesi sesimiz, talepleri taleplerimizdir. Başarı elbette onlarındır. Bizim de bu sesin bir parçası olmaktan gurur ve onur duyduğumuzu buradan bir kez daha söyleyelim. Hepsine buradan yürek dolusu selam ve sevgilerimizi iletelim.
EMEKÇİLERİN TALEPLERİ 
Enflasyon farkları maaşa yansıtılmalıdır. Görev tanımlarının dışında işler bizlere yaptırılmamalı diyoruz, bunu emekçi kardeşlerimizle birlikte diyoruz. Sosyal hak ve yardım koşulları için izin şartları kaldırılmalı, sadaka anlayışı terk edilmeli, yasal güvenceye bağlanmış imkanlar getirilmeli fazla mesainin önüne geçilmeli, emek sömürüsünün her türüne son verilmelidir. Talepler bunlar bizim taleplerimiz emekçilerin talepleri. Yani, kölelik şartlarını reddetmek. Hep birlikte her alanda dayatılan kölelik şartlarını reddetmek. Onun için geniş halk kesimleri geçinemiyoruz diyorlar ve daha fazlasını söylüyorlar. Şimdi her yerde pankartlar, sloganlar var, hepiniz görüyorsunuz. Diyoruz ki emek bizim ise söz de bizimdir. Yoksuldan emekçiden alıp zengine verilen bu düzeni değiştireceğiz. Sen, ben, biz hep birlikte değiştireceğiz.
KOBANÊ DAVASI 
Adaletsizlikten söz ettiğimizde adalet sisteminin çarpıklıklarını her seferinde sıralamaya çalışıyoruz. Bugün çok fazla ayrıntıya girmeden yürüyen kumpas davasına ilişkin birkaç söz söylemek istiyorum. Dün davadaydım ben de. Kobanê Kumpas Davası ellerinde kaldı. O kadar çürük çöp iddianamelerle, o kadar mizansen yargılamalarla duruşmalarla ilerlemeye çalışıyorlar ki ele güne herkese rezil oldular. Tarih karşısında da bu rezilliklerini tescil ettirecek her türlü çalışmayı hem orada sanık sandalyesine oturtulmuş siyasi rehin arkadaşlarımız hem bizler yürütmeye devam edeceğiz. Kobanê Kumpas Davasını çökerteceğiz, bunu mutlaka boşa düşüreceğiz. Yargılanan arkadaşlarımız, bu düzeni bu rejimi her savunmalarında konuşmalarında mahkum ediyorlar. Bizler de söylüyoruz; bu yargılamalar kumpastır. Kobanê Davası kumpas davasıdır. İntikam ve siyasi tasfiye davasıdır. HDP fikriyatını, HDP örgütlenmesini ve de Türkiye’nin barış ve demokrasi umudunu yok etme operasyonudur.
KAPATMA DAVASI 
Kapatma davasının dayandığı zihniyet de aynıdır amacı da aynıdır. HDP’ye yönelik kapatma davasını yine bütün demokrasi güçleriyle ortak mücadeleyi büyüterek boşa çıkaracağız ama yine bir uyarıda bulunmak istiyorum. HDP’ye karşı açılan bu kapatma davası sadece HDP’yi hedef almıyor. Biraz önce Kobanê Kumpas Davası için söylediğim burası için de geçerli, burada hedef alınan Türkiye’nin demokrasi mücadelesi, barış özlemi ve adalet arayışıdır ama daha fazlası da var. HDP’nin bütün bu hedefleri ve değerleri hayatta geçirecek en güçlü özne olduğunu biliyorlar. Siyasi gücü itibariyle böyledir. HDP dayandığı sosyoloji ve oy aldığı seçmen kitlesi itibariyle böyledir. Bu ülkede farklılıkların eşit bir şekilde bir arada, demokrasi içinde yaşamasını sağlamanın sağlam fikriyatı ve güçlü fikir diyarıdır HDP. Bu ülkede adil ve onurlu barışı sağlamanın güvencesidir HDP.
GÜCÜMÜZÜN FARKINDAYIZ 
İşte bu hem bu umudu hem de bu güvenceyi yok etmek istiyorlar. Bu ülkeye tekçiliği nefreti ayrıştırmayı, düşmanlaştırmayı egemen kılmak için HDP önlerindeki en büyük engeldir. HDP fikriyatı bu politikaların tersine bir düzeni kurmanın ışığıdır, güneşidir. Bu güneşi karartmak için yürütüyorlar, bu davayı ama biz de güneşimizin, gücümüzün farkındayız. Halkın direnişinin, sahiplenişinin bizlerin yolunda bizleri yalnız bırakmadan güçlenerek yürüme kararlığının farkındayız. Bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek için her türlü çabayı harcayacağız. Bu halka ve gelecek kuşaklara layık olmak için bu sorumluluğu mutlaka yerine getireceğiz. Bu davayı mutlaka boşa çıkaracağız. Bu dava ellerinde kalacak bu güneş sönmeyecek.
2016 HATIRLATMASI
İki de bir bizlere tehdit şantaj amaçlı dokunulmazlar meselesi gündeme getiriliyor. 2016 yılında dokunulmazlıklar topluca kaldırıldı. Bunun hangi amaca yönelik olduğunu söyledik. Dokunulmazlıkları kaldırmayı gündeme getirmenin bu ülkede demokrasiye giden yolu bütünüyle tıkamak, barış imkanlarını ve umutların tümüyle yok etmek gibi bir amacı olduğunu tekrar vurgulayalım. Biz bunları söylüyoruz, fakat sadece biz söylemiyoruz, bize destek olan bizimle dayanışma içinde olan içeride ve dünyada çok çeşitli çevreler var hepsine teşekkür ederiz. Fakat iktidarın bu zihniyetiyle birlikte yürümeyi marifet sayan muhalefet güçleri de var. Dilerim ve umarım muhalefet 2016’dan gerekli dersleri çıkarmış olsun. 2016’daki o operasyonun yol açtığı tahribatların farkında olsun.
İKTİDARIN SOPASI
Ondan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin 2017 referandumuyla biz olmadan, elimiz kolumuz bağlanarak sonuca varıldığını hatırlasın. 2018 seçimlerini hatırlasın. Bu ülkede düşmanlaştırma politikalarının nasıl yaygınlaştığını görsün. HDP’ye gelince hukukun işlediğini, meseleyi adalete bırakmak gerektiğini söyleyenler bir kez daha uyarıda bulunalım. Yargı her alanda iktidarın sopasıdır diyen bir parti, kendini muhalefette sayın bir parti iş HDP’ye gelince adil yargıdan yargının sonucunu beklemekten söz ediyor. Bu nasıl yaman bir çelişki. Hadi bize inanmıyorsunuz diyelim, ideolojik hesaplarınız var, iktidarla başka hesaplarınız var mı yok mu onu da kamuoyu takdirine bırakalım. İktidar ile aynı zihniyeti paylaşanların barış ve demokrasi konusunda. Bir sözlerinin olmadığını da burada altını çizerek bir kez daha söyleyelim.
AİHM KARARI
Biz de söyledik çeşitli çevreler de dile getirdi. Bugün AİHM’in dokunulmazlıklarla ilgili kararı da açıklandı. AİHM bugün verdiği kararla partimize yönelik bu operasyonun yani 2016 20 Mayıs’ında dokunulmazlıkların kaldırılması operasyonunun AİHS’ye aykırı olduğuna karar verdi. Türkiye’yi mahkum etti, hükümeti mahkum etti. Dedi ki dokunulmazlıkların kaldırılması AİHS’ye aykırıdır. Daha önce de verdiği karar var AİHM’in. Filiz Kerestecioğlu ve Selahattin Demirtaş ile ilgili aynı konuda yine karar vermişti. Şimdi hepimizin başvurusunda da aynı kararı yineledi. AİHM kararlarının yerine getirilmemesinden dolayı iktidarı eleştiren partilere, nerede olurlarsa olsunlar tekrar sesleniyoruz. Tamam bize de inanmıyorsunuz, AİHM kararları yerine getirilsin de diyorsunuz. İşte dokunulmazlıkların kaldırılması hukuksuzdur. 2016’da dokunulmazlıkların kaldırılmasının siyasi ayrımcılık olduğunu, siyasi tasfiye operasyonu olduğunu, hukukla alakası bulunmadığını AİHM tekrar söyledi. Bu iktidar Anayasayı ihlal ediyor sürekli. Çünkü bu kararların gereğini yerine getirmek Anayasa 90’ıncı maddesinin ortaya koyduğu bir yükümlülük ve görevdir.
DAVALAR DURDURULMALI
Bu karar üzerine yapılması gereken nedir dokunulmazlıklar kaldırıldıktan sonra başlayan ve yürütülen bütün davalar derhal durdurulmalıdır. Tutuklu olan bu dava nedeniyle tutuklu olan bütün arkadaşlarımız, siyasi rehine olarak tutulan bütün yoldaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Biz bu kararların gereğini yerine getirilmesi için hukuk mücadelesi de elbette sürdüreceğiz ama iktidarın bunu yapmak için zorlanması büyük bir toplumsal gücün ortaya çıkmasıyla daha kolay olacaktır. Adaleti burada da gerçekleştirmek için hep birlikte yürümekten başka çaremiz yoktur. Birlikte yürüyelim her alanda bu toplumu çürüten adaletin zerresini bırakmayan iktidarı bu yolda durduralım ve değiştirelim. Bunu birlikte yapmaktan başka bir yol yok, ortak mücadeleden başka bir yol yok. Hep birlikte gelecek için geleceğin aydınlık bir düzen olarak, demokratik bir sistem, eşit ortak yaşam, eşit yurttaşlık temelinde kurulması için ortak mücadeleyi daha da büyütelim. Bu yol bizi bekliyor. Halklarımız ve gelecek kuşaklar bizlere bakıyor. Ya onlara karşı yüzümüz kızaracak, utanacağız ileride hepimiz ya da alnı ak başı dik bir şekilde biz o zamanda birlikte yürüdük birlikte değiştirebildik, diyebileceğiz.
KÜRTÇE’YE BASKILAR
Bu tekçi iktidar bir yandan Kürtçe seçmeli ders için çağrılar yapan milletvekillerine sahip. Öte yandan Taksim İstiklal caddesinde Kürtçe müzik yapan grupları engelliyor. Nasıl bir utançtır bu, nasıl bir aymazlık riyakarlıktır bu. Sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü açıklama yapıyor açıklamayı da dayanışma büyüdüğü için, ortak mücadele büyüdüğü için yapmak zorunda kaldı. Açıklama çarpıtma ve yalan üzerine kuruludur. Yaşananlar ortada, tanıklıklar ortada. Kürtçeye yönelik baskılar bu iktidarın tekçi ayrımcı baskıcı anlayışının bir ürünüdür. Sokak müzisyenleri ve her alanda anadilini konuşmak isteyen herkes bu zihniyete karşı sesini yükseltirse işte durdurabiliriz mutlaka değiştireceğiz de. O sokak müzisyenlerinin sesi sesimiz, sözü sözümüz, sazı sazımızdır. Her alanda Kürtçe ve diğer anadillere yönelik baskılara karşı ortak mücadele bizim sorumluluğumuzdur. HDP bu konuda her türlü mücadeleyi yürütüyor, yürütmeye de devam edecektir.
SEÇMELİ DERS ÇAĞRISI
Kürtçe seçmeli ders meselesi de gündemde. Evet eksikleri var, bizim taleplerimiz var. Biz istiyoruz ki anadilde eğitim hakkı yasal güvenceye alınsın. Ama seçmeli ders bir imkandır ve iktidarın keyfiyle getirilmiş bir düzenleme değildir, mücadelelerin bir kazanımıdır. O nedenle mutlaka buradan Kürt halkına ve ailelere sesleniyorum. 7 Şubat’a kadar uzatıldı seçmeli ders. Çocuklarınıza Kürtçeyi seçmeli ders olarak okuyacak tercihi mutlaka yapın.
ANADİLDE EĞİTİM 
Çağrım sadece ana dilleriyle eğitim göremeyen halklara değildir. Anadilleri resmi dil ile örtüşen yani Türkçe olan halkımıza da sesleniyorum. Çocuklarınıza bu dillerden birini ama en çok da Kürtçeyi de seçmeli ders olarak seçtirin. Eğer kardeşlikte samimi isek kardeşimizin dilini çocuklarımıza öğretelim. Kürtçe sadece Kürtlerin öğreneceği bir dil olmaktan çıksın. Bu ülkedeki bütün insanların dili olsun, ortak dilleri artıralım, Kürtçeyi sadece Kürtler değil, anadili Kürtçe olmayanlar da seçsin. Bu konuda yıllar önce üniversite öğrencilerinin yürüttüğü bir mücadele ve bir kampanya vardı. Büyük baskılarla karşılaşmışlardı, o zaman da söylemiş ve yazmıştım. Esas mesele Kürtçenin tanınmasıdır. Ama çözümün esas yolu, Kürtlerin değil, anadili Kürtçe olmayanların da bu talebi yükseltmesi ve Kürtçe öğrenmesidir. İlla şairlere başvurmak gerekirse derdimizi anlatmak için. O gün de başvurduğum dizeleri sizinle paylaşım. Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun 3 dil diye bir şiiri var. Uzun güzel bir şiir ama sen sadece seçtiğim bölümleri paylaşacağım sizlerle. Biz burada 3 dil derken, bu ülkede konuşulan dilleri kast ediyoruz. Tamam yabancı dilleri, Almancayı, İngilizceyi, İtalyancayı öğrenin iyidir. Ama bu şiiri ülkede konuşulan diller için aktarıyorum:
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin.
Gelin hep birlikte bu dilleri öğrenelim. Birkaç dize de Murathan Mungan’dan aktaralım: Evet sorgulamak kendimizi, öğrenmek ikizin anadilini ikinci belleğimiz. Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkileri.
BARIŞI GETİRECEĞİZ
İşte o nedenle Kürt halkına ve ailelere 7 Şubat’a kadar çocuklarına Kürtçeyi ne kadar eksik olursa olsun seçmeli olarak seçmelerini öneriyorum. Ama bu sadece bununla sınırlı kalmasın. Anadili Kürtçe olmayan da bunu yapsınlar, görün gerçek kardeşliğin yolu nasıl açılıyor. Birbirimizin dilini anlayarak yürüsek, bu ayrımcılığı ortadan kaldırmanın en insani ve etkili yolunu bulmuş olacağız. Ben kendimi şanslı hissediyorum, anadilim Arapça ama sokak dilim Kürtçe. Bu iki dilde büyüdüm, Türkçeyi de okulda öğrendim. Çok şükür, bu 3 dili barındırıyor olmaktan, hepsinin birbiriyle nasıl kuvvetli bir ilişki kurduğunu anlamaktan dolayı kendimi şanslı hissediyorum. Bu şansı kullanmak hepimizin elindedir. Bu ülkeye barışı eşit ortak yaşamla getireceğiz. Nefret diliyle değil, dillerin kardeşliğiyle getireceğiz. Dil kopararak değil, dilleri zenginleştirerek getireceğiz.”
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ