Mardin’de gezilecek yerler

Mardin’de gezilecek yerler
  • 11 Ekim 2020 10:15 | Son Güncellenme: 11 Ekim 2020 10:29

Mardin’e gelenler nerelerde geziyorlar? Tarihi Mardin şehrine gelenlerin uğrak yerleri şehir merkezindeki tarihi mekanlar oluyor.

Ancak gezilmesi gereken asıl bölgeler şehir merkezinin dışında ilçelerde bulunan tarihi mekanlar. Çok az bilinen bu tarihi mekanlar size tarihin izlerini sürmekte yardımcı olacak.

Dera Sor Kilisesi:

Kale mahallesindedir.

Surp Kevork Ermeni kilisesidir. 1650 yılında yapılmıştır. Bu kilise inşaat esnasında hem ibadet hem de eğitim amaçlı iki bölümden oluşmuştur. Taş ve kırmızı topraktan yapıldığı için, Kırmızı Kilise ya da Kızıl Kilise olarak da tanınır. Cemaatin Derik’ten ayrılması nedeniyle 1980’den bu yana kullanılmamaktadır ama hala ayaktadır.

Mor Cırcıs Manastırı:

İlçe merkezindedir. İnşa zamanı bilinmez, kesme taştan yapılmıştır, dikdörtgen olarak planlanmıştır. U şeklindeki koro balkonu ve yüksek tavanlı ferah mimarisiyle dikkat çeken tarihi manastırın bir de müştemilatı vardır.

TELBISIM HARABELERİ:

İlçe merkezinin 3 km güneyinde, Mardin karayolu üzerinde, Tepebağ köyündedir.

Köy: Kale tepesi eteklerinde kurulmuştur. Bu tepe üstünde: 300-400 metrelik bir sahada, iç kale kalıntısı vardır. Bu kalıntıların mimari tarzından, kalenin Bizans dönemi yapısı olduğu anlaşılır. Kalenin dış surlarının izleri ise, güneyde kuru çay, batıda Anbar tepe, kuzeyde Gap bahçelerini ve doğuda Kasrı Nebi’yi içine alarak ilerler. Dış surlar, 2 kilometre uzunluğundadır. Eski Tılbısım şehri’ni içine alır. Gerek kale, gerekse şehir içme suyu ihtiyacını, kışın Gap suyundan, yazın ise kuyu ve sarnıçlardan sağlamaktaydı. Hacılar mahallesindeki kalıntılardan, şehrin güney tarafının tamamen, saraylarla çevrili olduğu anlaşılmaktadır. Bugün bile bazı evlerin içinde Bizans devrinden kalma, renkli mozaikler bulunmaktadır. Bugün şehir harabesi ve dış surların kalıntısı, tamamen yok olmuş durumdadır.

DERİNSU MAĞARASI:

İlçe merkezine 25 km uzaklıkta, Derinsu köyündedir.

Mağara doğal yapısı, içinden çıkan derin su kaynağı ile ilgi çekmektedir. Sıcak havalarda mağaranın içindeki hava oldukça serindir. Mağara içindeki su kaynağının derinliği bilinmiyor.

Bu yüzden “Derinsu” ismi verilmiştir. Mağaranın içinde göl şeklindeki su, akarsu oluşturarak çeltik tarlalarına akıyor ve köye hayat veriyor. Gölün genişliği 13 metre ve uzunluğu ise yaklaşık 30 metredir. Mağaranın tavanının ortasında bulunan bir yarıktan ikinci bir mağaraya geçilir.

GAVUR FIRINI:

İlçe merkezinin kurulu bulunduğu dağ eteğinin, doğu tarafında devam eden dağ yükseltilerinden, geniş bir ayrık ile ayrılmış olan yükseltinin ortasında, daire şeklinde oyularak oluşmuş bir kuyu bulunur. Bu kuyunun derinliği, bugüne kadar ölçülememiştir. Dağın diplerine doğru inen kuyuya, birkaç kere inme girişimleri olmuşsa da gittikçe genişleyen çapına rağmen tam dibe inmeyi başaran olmamıştır. Enteresan bir yer.

RABAT KALESİ:

İlçe merkezine 15 km uzaklıkta batıda, Hisarlı köyündedir. Kale, köyden yaklaşık 1.5 km kuzeydedir. (Bu yol yürüyerek gidilir.)

Roma döneminden kaldığı düşünülen kalenin inşa tarihi bilinmiyor. Çünkü kitabesi günümüze ulaşmamıştır. Kaynaklarda da yeterli bilgi yoktur. Ancak kale Artuklular döneminde onarılmış ve birtakım ilavelerle genişletilmiştir. Kale Artuklular devri olmak üzere, ondan önceki medeniyetlerin izler bıraktığı bir eserler yumağı olmuştur. Kale: Hisaraltı köyünün kuzeyinde, sarp bir vadinin doğusunda, sert kalkerli bir arazi üzerinde 150 metre kadar yükselir. Kuzeyden güneye doğru uzanan, gittikçe genişleyen bir vadi üzerinde kurulmuştur. Kale, yöresel kesme taştan ve yer yer de moloz taştan yapılmıştır. Kalenin çevresi 1500 metredir, 13 burçlu, dört köşesinde 15-20 metre yüksekliğinde 4 gözetleme kulesi bulunan muazzam bir yapıdır. Burçların yüksekliği 15 metre, surların yüksekliği ise 10 metredir. Bazı yerlerde surların yüksekliği 20 metreyi bulur.

Kalenin doğu ve batısında iki kapısı vardır. Bu kapılardan kale içine girildiğinde, iç kalenin iki savunma duvarı ile tahkim edildiği görülür. Bu 3 savunma duvarı, iç içe kapı ile birbiriyle irtibatlıdır. Kalenin üstü dümdüz bir alan görünümündedir. Binalar yer altında inşa edilerek üstü toprak ile örtülmüştür. Düzlük yerlerde sütun başları ve aslan kabartmaları görülür. Yer altındaki saray kalıntıları, erzak ambarları, su sarnıçları ve bina kalıntıları bugüne kadar sağlam kalmıştır.

Kale içindeki kalıntılardan bir bölümünün kale komutanına ait bir köşke ait olduğu iddia edilmiştir. Büyük kiliseyi gösteren tarafta, üzerlerinde haç işaretleri bulunan yekpare taşların yerleştirilmesiyle oluşturulan binalar bulunmaktadır. Bu tarz yapılanma Roma stilinin olduğu Rabat şehrinin de Roma döneminden kalan bir şehir olduğu tahmin edilmektedir. Kaledeki su sarnıçlarının kalıntıları, hala sağlamlığını korumaktadır. Kalenin çevresinde kilise kalıntıları görülür.

QESRA QANCO:

İlçe merkezinin güneybatısında, 30 km uzaklıkta, Atlı mahallesindedir.

Mardin-Ş.Urfa karayolunun 67’nci kilometresinden sola ayrılan 1 km sonra buraya ulaşılır. Kasr, Avrupalıların Şato, Türklerin Konak dedikleri türde, müstahkem tarzdaki bir yapıdır. Eskiden asayişi temin etmek zordu ve derebeyliklerinin birbirlerine karşı düşmanlıkları da vardı. Sık sık birbirlerinin topraklarına saldırır, çatışırlardı. Bu yüzden kasırlar bir küçük kale gibi inşa edilirdi. Bu tip kasırlar, Urfa ve Mardin bölgelerinde oldukça çoktur. Ancak sadece Kesra Kanco olarak bilinen şato, tam olarak muhafaza edilerek günümüze ulaşmıştır. Kasr, 1705 yılında inşa edilmiştir. Kapı üzerindeki kitabeye göre ise; 1905 yılında ise Hüsen Kenco tarafından yenilenmiştir. Kasrın çevresi, 300 metredir ve dört köşe surlarla çevrilerek müstahkem bir kale şeklinde inşa edilmiştir. Kasrı çevreleyen surun kalındığı 80-90 cm dir. Şatonun dört köşesine, dışarıdan gelecek olan tehlikeleri gözetlemek için, birer gözetleme kulesi inşa edilmiştir. Kuzey ve batıda olmak üzere iki kapısı vardır.

Esas bina: 4 katlı, taştan inşa edilmiştir. Odalar genellikle dam örtülüdür. Dam kısmının dört yönünde birer gözetleme kulesi vardır. Dört katın duvarlarına ve damın üzerindeki 1.5-2 metrelik ihate duvarının çevresine, yarım metrede bir mazgal delikleri konmuştur. Böylece savunma için tedbir alınmıştır. Yapının 2’nci katı kiler olarak kullanılmaktadır. Eskiden cami olduğu bildirilen bir odanın kapı kısmı ve yan pervazlar, siyah bazalt taşından yekpare olarak yapılmıştır. Üst kısmına konan yekpare bir taş üzerinde, eski Roma çivi yazılı görülür.

Kapı 30 cm kalınlığındadır. Kapı taştan olmasına rağmen, kolaylıkla açılıp kapanır. Hatta bir insan, kapıyı bir parmağı ile hareket ettirebilir. Söylenenlere göre, bu taş, kasrın doğusunda ve 3 km uzağında bulunan kerküşti harabelerinden alınarak getirilmiş ve buraya yerleştirilmiştir. Taş kapı, eski Roma kiliselerinin kapılarından bir tanesidir.

FITTAR HARABELERİ:

Harabeler, İlçe merkezinin 13 km kuzeybatısı yönünde, Pınarcık (Fitne) köyündedir.

Kuzeyden güneye doğru uzayan, gittikçe genişleyen bir vadi içinde, 1 km uzunluğunda ve 500 metre genişliğinde, büyük bir şehir kalıntısı vardır. Harabeler arasında: saray, kilise ve birçok bina kalıntısı görülebilmektedir. Özellikle büyük kilise harabesini gösteren tarafta, üzerinde haç işaretleri bulunan büyük yekpare taşların, büyük bir titizlikle yerleştirilmesi ve yapılarda kullanılan taşların üst üste yerleştirilmesi ilgi çeker. Bu taşların insan gücüyle yerleştirilmesinin mümkün olmadığı düşünülmektedir. Büyük binalar, taşların üst üste yerleştirilmesi ve bu şekilde birbirine kaynaştırılmış gibi yekpare taşlarla yapıldığı görülmektedir. Bu şekilde yapı ve mimari tarzı, sadece Roma ve Bizans mimari stillerinde görülür. Bu yüzden, Fıttar şehrinin Bizans devrinden kalma bir yer olduğu düşünülür. Fıttar, şehri; gerek doğa ve gerekse define avcıları ve hırsızlar nedeniyle, günümüzde tam bir harabe haline gelmiştir.

KRAL KIZININ TAHTI:

İlçenin kuzeyinde, Zeytinpınar mahallesinde bulunan bir tepededir.

Yamaç paraşütü etkinliklerine sahne olan bu tepe, Roma ve Bizans dönemlerine ait tarihi kalıntıları saklar. Kireç taşı ve kayaların oyulması ile oluşturulmuş sarnıç, su kuyusu ve gözetleme kulesi harabeleri barındıran Kral Kızının Tahtı, yaklaşık 1200 metrelik rakımı ile geniş açılı bir manzaraya sahiptir. Bu mevkide günümüzde Bizans ve Roma dönemlerine ait sikkeler, yağmurda toprak aşınması sonucu ortaya çıkmaktadır.

SİN VE SEYDOŞ HAZRETLERİ:

Sin ve Seydoş hazretleri, İslamiyeti yaymak amacıyla bölgeye gelen ve bu bölgede yaptıkları savaşta şehit oldukları sanılan iki kardeştir.

Hz Sin’in mezarı Derinsu köyündedir. Bu tarihi türbe ve mezarlık zaman içinde, mezar hırsızları nedeniyle harap olmuştur. Mezarların mimari yapısı oldukça dikkat çekicidir. Bu çekicilik nedeniyle: altın ve değerli eşyaların olduğu sanılarak mezarlar hırsızlarca soyulmuş, sadece birkaç tanesi kurtarılabilmiştir. Hz Seydoş türbesi ise Sin ve Xanük köyü arasında Dumluca Barajı kıyısında yeşillikler arasındadır. Bu türbenin avlusunda bir pınar bulunur. Bu pınardan yüzeye bol miktarda su çıkar. Fakat bazen gün içinde hiç su akmaz ve kurur. Bu iki kişinin, kız kardeşleri olarak bilinen Zine’nin türbesi de Hz. Seydoş türbesinin yanındadır. Çevre il ve ilçelerden bu türbeleri görmeye yoğun ziyaretçi gelmektedir.

BABA ÖMER TÜRBESİ VE SU KAYNAĞI:

Türbe ve su kaynağı: Ballı, Alagöz ve Dumluca köyleri arasındadır. İlçe merkezine 13 km uzaklıktaki Alagöz köyü ve sonrasında 1.5 km güneybatıdadır.

Bu su kaynağı yörede “Baumbar” olarak bilinir. Kaynağın çevresinde: söğüt ağaçlarıyla çevrilidir ve piknik alanı olarak kullanılmaktadır. Buradan çıkan su: Ballı, Beşkavak ve Dumanlı köylerindeki bahçe ve tarlaların sulanmasında kullanılır. Piknik alanının bulunduğu yerde, Baba Ömer adlı kişinin türbesi vardır. Mezarın bulunduğu alan çevrilidir ve türbenin tavanı, birçok kez inşa edilmesine rağmen, bilinmeyen bir nedenle çöktüğü söyleniyor. Gömülü kişinin Rebet kalesini kuşatan ve bu kuşatma sırasında yatırın bulunduğu yerde şehit düşen İslam ordularının sancaktarı olduğu sanılmaktadır.

Eğer şehir merkezine yakın yerleri ziyaret edip döneceğiz diyorsanız o zaman gideceğiniz önemli tarihi mekanları şu şekilde sıralayabiliriz.

Zinciriye Medresesi

İsa Bey Medresesi ve Sultan İsa Medresesi olarak da bilinen medrese 1385 yılında Artuklu Beyliği Sultanı İsa bin Muzaffer Davud bin El Melik Salih tarafından yaptırılmış. Selçuklu mimarisinin en iyi örneklerinden biri olan medrese bir kaleye benzeyen görüntüsüyle dikkat çekiyor. Bünyesinde bir camiyi de barındıran medrese günümüzde kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

Deyrüzzeferan Manastırı

Deyrüzzeferan Manastırı adıyla da anılan yapı 5. yüzyılda inşa edilmiş kabul edilse de tarihi daha eskilere dayanıyor. İlk başlarda bir Ezidi tapınağı olarak kurulan yapının daha sonra manastıra dönüştürüldüğü kabul ediliyor. Süryaniler için önemli bir dini merkez olan manastırın içinde Azizler Evi (Beth Kadişe), Güneş Tapınağı, Kubbeli Kilise (Mor Hananyo Kilisesi) ve Meryem Ana Kilisesi bulunuyor. Manastır, adını çevresinde yetişen safranlardan alıyor ve Safran Manastırı anlamına geliyor.

Kasımiye Medresesi

Mardin Kasımiye Medresesi de tıpkı Zinciriye Medresesi gibi Artuklular zamanında inşa edilmiş. Hatta mimarının da aynı kişi olduğu düşünülüyor. Ancak medresenin inşası Timur’un düzenlediği Moğol saldırıları nedeniyle  yarım kalmış.

Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi

Geçmişte Süvari Kışlası askerlik şubesi ve vergi dairesi olarak kullanılan yapı bugün müze ve sanat galerisi olarak hizmet veriyor. Galeri olan giriş katı geçmişte bir ahırdı. Üst kattaki yatakhane ise bugün kent müzesi olarak hizmet veriyor, bu da binanın zaman yolculuğu atmosferini de olumlu anlamda etkiliyor. Müzenin koleksiyonunda Mardin’de yaşam hakkında önemli bilgiler veren eserler bulunuyor. Sanat galerisinde ise resim, fotoğraf ve ebru gibi sanatlara ait eserler bir araya geliyor.

Mardin Ulu Camii

Mardin Ulu Cami şehrin simgesi olarak kabul ediliyor.

Mardin’deki en eski cami olan Mardin Ulu Camii özel kubbesi ve minaresiyle şehrin simgesi olarak kabul ediliyor.

Mardin Evleri

Omuz omuza vermiş sıkı komşuları andıran Mardin Evleri harika bir manzara oluşturuyor. Ortaçağ ve Kuzey Suriye mimarisini yansıtan Mardin’deki evler birbirine çok yakın olmasına rağmen, bir ev asla diğerinin manzarasına engel olmuyor. Daracık sokaklara dizilmiş bu evler avluları, balkon ve teraslarıyla dikkat çekiyor.

Mardin Kalesi

Şehrin hemen üzerindeki kayalık bir tepe üzerine inşa edilmiş Mardin Kalesi, görüntüsünden dolayı Kartal Yuvası olarak da anılıyor. 330 yılında Kral Şad Buhari hastalandığı bir dönemi Mardin Kalesi’nde geçirmiş ve daha sonra kalenin kendisini iyileştirdiğini düşünmüş. Bu nedenle Pers ve Babil halkları da kalenin civarında yerleşim yerleri oluşturmuşlar. Yükseklere kurulmuş kalenin birçok savaşta alınamadığı ve müthiş güçlü bir savunma sağladığı biliniyor.

Dara Antik Kenti

Mezopotamya’nın en önemli yerleşim bölgelerinden biri olan Mardin Dara Antik Kenti 6. yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans İmparatorluğu) sınırlarını korumak için kurulmuş. Mardin Dara Köyünde yer alan, Mardin tarihinde önemli bir yeri olan antik kentte kayalara oyulmuş evler, kiliseler, mezarlar, kanallar ve sarnıçlar muhteşem bir atmosfer oluşturuyor

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ