Mardin Roj

Mardin Yaşayan Bir Müze

Mardin Yaşayan Bir Müze
  • 23 Eylül 2021

MARDİN YAŞAYAN MÜZE

 

Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Heykeli yaklaşık iki metre boyunda sağ eli parmakları açık olarak öne çıkmış ve Atatürk’e pek benzemeyen bir heykel. Kentin değişik meydanlarında bu heykelin sadece el ve kolları değişik versiyonlarını görüyorsunuz.

 

HASAN KUL

 

Aslında bu yazıyı Mardin’de gezip gördüğüm, bir kültür/etkinlik mekânını tanıtmak amacıyla yazacaktım ancak başlık Mardin’e öylesine uydu ki önce Mardin’i anlatmakla başlayayım söze. Kızıltepe’de görev yaptığım yıllarda Mardin için: “Gece gerdanlık, gündüz mezarlık”, ya da “Yallah Merdini Merdini, üstü açık makine. Şoföre binersen 2.5 kayme, kasaya binersen 1 kayme” sözleriyle konuşur, gülüşürdük. Ancak Mardin’in insanlığın ortak mirası bir kent olduğunu ve Asuri, Keldani, Ezidi, Süryani, Mihellimi, Kürt, Arap ve Türk halklarının kardeşçe yaşadığı bir kadim kent olduğunu da bilirdik.

 

Mardin, ermeni ustaların kaneviçe gibi işlediği taştan yapılarla bir açık hava müzesi görünümündedir. Bu yapılar, cami, kilse, manastır, işyeri ya da evlerdir. Bugünkü Mardin’i eski ve yeni Mardin olarak iki bölümde izleyecek olursak, eski Mardin, tek cadde üzerinde yer alan ve zaman zaman korkunç bir trafik karmaşasına yol açan bölümü oluşturuyor. Özellikle Unesco’nun Mardin’i “Dünya Mirası” kentler listesine almasından sonra eski evler aslına uygun olarak restore edilmiş ve çeşitli amaçlarla kullanılarak işlevsel hale getirilmiştir. Varlıklı ailelerden kalan konaklar, butik otele dönüştürülmüş, eğlence ve yeme-içme mekânlarına dönüştürülmüştür.

Altın ve gümüşçülerin yoğun olduğu bir bölümde Süryani ustaların işlediği gümüşler telkari adıyla takılara dönüştürülmüştür. Yine Mardin’e özgü ancak dışarıda pek tanınmayan leblebi, badem, ceviz gibi yiyecekleri satan mekânlar da bu cadde üzerinde yer almıştır. Anmadan geçemeyeceğim bir mekân da Necat’la sabah kahvaltısında ikişer porsiyon haşlama yediğimiz Sultan Sofrası’dır. Mardin’in Atatürk Heykellerini de anlatıp esas konuya geçeyim. Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Heykeli yaklaşık iki metre boyunda sağ eli parmakları açık olarak öne çıkmış ve Atatürk’e pek benzemeyen bir heykel. Kentin değişik meydanlarında bu heykelin sadece el ve kolları değişik versiyonlarını görüyorsunuz.

 

 

Mardin Yaşayan Müze ana cadde üzerinde yer alan eski bir konağın işlevsel hale getirlmesiyle oluşturulmuş. Müzeye gezeteci arkadaşım Ahmet Kanbal’la gittik, zamanımız sınırlıydı. Kapıda bizi güleryüzlü bir arkadaş karşıladı: Sultan arkadaş. Kapıdan girerken ilk bakışta heykel sandığım boyu iki metreyi aşan bir görevli bizi selâmladı. Müzeyi gezmeden önce çaylarımızı içerken Sultan arkadaş kısaca bize Müze hakkında bilgi verdi ve bize Mezopotomya’ya özgü bir konukseverlikle Müzeyi gezdirdi. Müze tam anlamıyla Mardin’de yaşayan ya da artık tarihe karışmış olan kadim kültürlerden örnekler veriyordu.

 

 

İlk girdiğimiz atölye artık çırak bulmakta zorlandığını üzüntüyle beyan eden bir telkari atölyesiydi, ustamız Süryani idi. Onun tam karşısındaki atölyede bir ermeni usta, bakır dövüyor ve bakıra işlediği enfes desenlerle hamam tası üretiyordu. Kültür Bakalığı’ndan “Devlet Zanaatkârı” ödülü alan ustamız da mesleğin ölmek üzere olduğundan söz ediyordu. Dengbej atölyesi ile Reyhani Atölyesi de karşılıklı mekânlara yerleşmişti. Dengbejlik Kürt Kültürünün en belirgin kurumu, Reyhani de Arap kültürünün vaz geçilmezlerindendi. Aynı şekilde Kürt ve Arap kültürünün ortak ögelerinden Erbane de bir atölyede konuklara hem çalınıyor hem de kültürel işlevi tanıtılıyordu.

 

 

Badem Şekerinin nasıl yapıldığının gösterildiği atölyede niye o mavi bademlerden birini ağzıma atmadım hayıflanmasını yaşıyorum ama size asıl “Kurşun Dökme” atölyesinden söz edeyim. Odanın tam ortasına bir kişinin sığabileceği bir oturma yeri yapılmış, üç yanı kapalı, ön kısmı açık, üstü tülbentle örtülmüş bir oturak diyelim. Kapının girişinde solda bir Optimus gazocağı ve kurşun, bakır tabak ve kepçeden oluşan gereçler. Biz kapıdan girince görevli arkadaş, “Kurşun mu döktüreceksiniz?” dedi, Ahmet’le gülümsedik, “Hayır, Müzeyi geziyoruz” dedik ve çıktık.

 

 

Müzeden çıkıp alçak kürsülerde demli çay içtiğimiz Çınaraltı Mekânda Ahmet’e de söyledim. Müze gerçekten iyi düşünülmüştü. Mardin’de halen kardeşçe iç içe yaşayan kültürler, Mardin Yaşayan Müze’de atölyeler olarak hayata geçirilmişti. Bunu öğrencimin oğlu Azad’ın yapmış olması beni ayrıca kıvandırdı. Adını öğrenemediğim uzun boylu arkadaş bana mırra ikram etti. Geç de olsa Sultan arkadaşa sıcak ilgisi ve konukseverliğ nedeniyle arkadaşım Ahmet Kanbal’a da yoğun işleri arasında bana zaman ayırıp mihmandarlık yaptığı için şükranlarımı sunarım.

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ