Mardin Roj

Mardin Milletvekili Tuma Çelik yazdı; Devlet Aklı, Devlet Geleneği

Mardin Milletvekili Tuma Çelik yazdı; Devlet Aklı, Devlet Geleneği
  • 10 Mart 2020 21:06 | Son Güncellenme: 29 Temmuz 2020 18:49

 

Bazı şeyleri konuşurken/yazarken afaki olmamak, yaşananları ve sahada/ortamda duran gerçeklikleri görmek gerek. Aksi durumda söylediklerimiz bir temenni, beklentilerimiz ise bir hayalden öteye gitmez.

İktidar günümüz itibariyle sahip olduğu tüm kredisini tüketmiş durumda. Yani aslında iktidarın sonu gelmiş ve şu an uzatmaları oynuyor. Dolayısıyla da ekonomik, siyasal ve sosyal alanda bütün gücünü, bildiği bütün oyunları ve varını-yoğunu ortaya koyarak ayakta durmaya çalışıyor.

Devlet Bahçeli yıllar önce, “Türkiye’nin savunması Halep’te, Musul’da, Kerkük’te başlar” demişti. İşte Türkiye’deki iktidarın şu anda yapmaya çalıştığı da bu. Sahip olduğu bütün ilişkileri ve elindeki ekonomik, siyasi bütün gücünü kullanarak, içinde bulunduğu sıkışmışlıktan kurtulmaya çalışıyor.

Türkiye’nin Libya’da bulunmaya çalışması, İdlip’te ayakta kalmak için çaba sarf etmesi, Kuzey Suriye’ye girmeyi ve orada Süryani, Kürt ve Arapların birlikte oluşturduğu yapıyı ortadan kaldırmayı beka sorunu olarak görmesi bundandır. Bu şekilde hem farklı yapılanmaların Türkiye’yi etkilemesini, hem içteki ekonomik-toplumsal sorunların gündemleşmesini, hem de uluslararası ilişkilerden kaynaklı sorunların yaratacağı baskıların engellenmesi amaçlanmaktadır.

Oysa yaşanan sorunları ortadan kaldırmak için adım atmak yerine bu şekilde davranarak ötelemeye çalışmak hiçbir yarar sağlamıyor. Sorunlar ortadan kalkmıyor. Aksine bu sorunları ötelemek için atılan adımlar için yapılan ekonomik harcamalar, bozulan ilişkiler ve atılan adımlar Türkiye’nin sırtındaki yükü biraz daha ağırlaştırıyor.

Türkiye’nin bugün sahip olduğu 450 Milyar Amerikan Doları civarındaki borç bu yaklaşım nedeniyle oluştu. Türkiye’deki toplumsal barış bu yüzden bozuldu. Uluslararası ilişkilerde 0’ı her anlamdaki uzlaşmaz tavrımız nedeniyle çekiyoruz.

Türkiye’nin sınırları dışında bu kadar saldırgan bir tutum içerisinde olması, içeride yok sayıcı ve baskıcı bir tutum sergilemesi tamamen kendini ayakta tutmaya çalışmak istemesinden kaynaklanıyor. Ancak bu şekilde hareket ederek başarma şansı yok.

Kısacası şu anda Türkiye’deki iktidarın durumu gerçekten zor ve bu şekilde ayakta durma şansı yok. Lakin bu çözümsüzlükte ısrar ederek bu sefer devlet ve ülkenin geleceğini tehlikeye sokuyor. İşte bu noktada devlet aklı ve geleneği devreye girme ihtimali ortaya çıkıyor.

Açıkçası ben birçok kişinin iddia ettiği gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın devletin bütün kademe ve yapısına hâkim olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla “beka” diye tabir edilen devlet ve ülke geleceğinin tehlikeye girme ihtimalinin ortaya çıktığında birilerinin –ki ben bunları bir kurum olarak değerlendirmek yerine “devlet aklı” veya “devlet geleneği” olarak değerlendirmek ve adlandırmak gerektiğini düşünüyorum- harekete geçerek bu tehlikeyi bertaraf etmeye çalışacağını düşünüyorum.

Günümüzde birçok yerde Türkiye’nin geleceğine ilişkin “darbe tartışmaları” yapılıyor. Ancak benim anlatmaya çalıştığım şey, tartışması yapılan anlamında bir darbe değil. Daha çok Türkiye’nin kurucu mantığına sahip olan ve yukarıda “devlet aklı” veya “devlet geleneği” olarak adlandırabileceğimiz çevrelerin, bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a verdikleri emaneti alıp başkasına vermeleridir. Böyle bir durumda Türkiye’de birçok alanda kısmi değişiklikler ortaya çıkar ve kısmi bir rahatlama sağlanabilir. Ancak uzun vadede aynı sorunlar tekrar karşımıza çıkar ve ülke olarak yine debelenmeye başlarız.

Bunun yerine ortaya çıkabilecek ikinci bir durum ise, devletin hâkimiyetini elinde bulunduran güçlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a tam destek sunması, içeride ve dışarıda yürüttüğü politikaları sahiplenmesidir. Bu durumda ise şu an Türkiye’yi her alanda geren, gerileten ve zorlayan politikaların devam etmesi anlamına gelir. Ki bu da bireyler olarak yaşadığımız sorunların daha da artması demektir.

Bana göre her iki ihtimalin de olabilme şansı birbiriyle aynı ve her iki ihtimalde hepimizin ödeyeceği birçok bedel var. Dolayısıyla yapmamız gereken en doğru şey, hepimizin en az bedel ödeyeceği üçüncü bir yoldur. Bu yol da Türkiye’de toplumsal uzlaşmayı sağlayacak adımların atılmasıyla başlar. Bunun için de herkesin birbirini olduğu gibi kabul etmesi ve haklarına riayet etmesi demektir.

Yani aslında şu anda bulunduğumuz durumdan kurtulmak için önümüzde tek bir yol var. Bu yol da Türkiye’nin çoğulcu bir yapı olarak yeniden şekillenmesidir.

Tuma ÇELİK

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ