Mardin Roj

Kürtler Lozan anlaşmasına nasıl yaklaşmalı, nasıl bakmalı?

Kürtler Lozan anlaşmasına nasıl yaklaşmalı, nasıl bakmalı?
  • 23 Temmuz 2021

Tarihçi Mehmet Bayrak, Lozan Antlaşması’yla Kürtlerin ulus-devletlerin hegemonyası altına girdiğine işaret ederek, “Lozan’ın yüzüncü yılına giderken Kürtler yaşadıkları ihanetten ders almalı” dedi.

Birinci Dünya Savaşı ardından galip gelen devletler ile yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti arasında 24 Temmuz 1923’te İsviçre’nin Lausanne (Lozan) kentinde imzalanan Lozan Antlaşması’nın üzerinden 98 yıl geçti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “zafer ve başarı” olarak tanımlanan antlaşma, birçok ulus ve inancın bir arada yaşadığı Orta Doğu coğrafyasında imha, inkar ve asimilasyon politikalarının devreye konulduğu tarih oldu. Antlaşmayla birlikte Kürtlerin yaşadığı coğrafya 4’e bölündü ve halklar arasına suni sınırlar çizildi. Ulus-devletlerin hegemonyası altına sokularak, statüsüz bırakılan Kürtler, bu süreçte baskı, saldırı ve katliamlara maruz kaldı.
‘ORTAK VATAN’
Birinci Dünya Savaşı’nda yenilen Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması sonrası Anadolu’ya çıkan Mustafa Kemal ve arkadaşları, Sivas ve Erzurum kongrelerini Sevr öncesi toplayarak, Kürtler başta olmak üzere Türkiye halklarının taleplerini yerine getirme sözü verdi. Halktan destek alan Mustafa Kemal, sonrasında Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Kurtuluş Savaşı öncesi Amasya’ya giden Mustafa Kemal, yayınladığı tamimde Kürtler ve Türklerin ortak mücadele ettiğini ve kurulacak devletin de iki halkın ortak devleti olacağını vurguladı. Keza Lozan Antlaşması’na kadar yürürlükte olan 23 Nisan 1920’de kabul edilen 1921 Anayasa’sında da Kürtlerin özerkliğini kabul eden hükümler yer alıyordu.
ÖZERKLİK AÇIKLAMASI
Lozan görüşmelerinin başladığı dönemde Batı Anadolu’da geziye çıkan Mustafa Kemal, 14 Ocak 1923’te gazetecilerle yaptığı sohbette, çok açık bir şekilde özerkliği tanımladı. Mustafa Kemal, kendisine yöneltilen “Kürt sorununa temas buyurmuştunuz. Kürtlük sorunu nedir? Bir iç sorun olarak temas buyurursanız çok iyi olur” soruyu, “…Kürtlük adına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek gerekir. Sözgelimi, Erzurum’a kadar giden Erzincan’a, Sivas’a kadar giden Harput’a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür yerel özerklikle oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir… Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden oluşmuştur ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz” şeklinde yanıtladı.
İMHA VE İNKAR 
Ancak verilen sözler tutulmadı. Ulus-devlet anlayışının yaygınlaşmaya başladığı 1639 yılında Osmanlı ile İran arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’yla ikiye bölünen Kürtler, bu kez 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan ile 4 parçaya bölündü. 1921 yılında kabul edilen ve Kürtlere özerklik tanıyan anayasa, Lozan’ın ardından kabul edilen 1924 Anayasası’yla inkar edildi. Bu inkar, Meclis görüşmeleri ve anayasaya, “Devletimiz milli bir devlettir. Çok milletli bir devlet değildir. Devlet, Türk’ten başka bir millet tanımaz, memleket dâhilinde eşit hak ve hukuka sahip olması gereken ve başka ırktan gelen kimseler de vardır. Fakat bunlara da ırki durumlarına uygun olarak haklar tanıma veya bu anlama gelecek sözler etmek caiz değildir” şeklinde yansıdı.
ÖCALAN: KÜRTLERİ OYUNA GETİRDİLER
Bu imha ve inkar politikalarına karşı çıkan Kürtler, birçok kez isyan etti. Şeyh Sait (1925), Ağrı (1930) ve Dersim’in (1937) ardından Abdullah Öcalan öncülüğünde kurulan PKK’nin başlattığı mücadele kayıtlara, “29’uncu isyan” olarak geçti. PKK Lideri Abdullah Öcalan, bugüne kadar yaptığı değerlendirmelerde, Lozan’ın Kürtler açısından eksik olduğunu ve güncelleştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Öcalan, Kürtlerin statüsüz bir halk olarak bırakılmasına yönelik planların Sykes-Picot ile başladığına dikkati çekti. Öcalan, 21 Ocak 2009’da yapılan avukat görüşmesinde de Lozan’ı uzun uzun değerlendirerek, “…O zaman ‘Büyük Kürdistan Projesi’ ile Kürtleri oyuna getirdiler, şimdi de Güney’de küçük bir ulus-devletçikle kendi çıkarları için kullanmaya devam ediyorlar. Her türlü böl-yönet oyununu oynuyorlar. Ben buna karşı Misakı Milli’nin güncellenmesi lazım dedim. Peki, bu bölücülük mü? Hayır, bizim çözüm anlayışımızda bölücülük yok. Cumhuriyete, sınırlara karşı değiliz. Benim amacım Misakı Milli döneminde, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki (1919-23) ruhu, ilkeleri görünür hale getirmektir. Benim çağrım, Cumhuriyetin kuruluş özüne, kuruluş felsefesine çağrı yapmaktır” ifadelerini kullandı.
Öcalan, 17 Mart 2010’daki avukat görüşmesinde ise, Lozan’a dair şu değerlendirmede bulundu: “Şimdi yaşadığımız Sevr tehlikesi deniyor ya ben de diyorum ki Sevr tehlikesine karşı Lozan’ı güncelleyelim. Lozan’ın güncellenmesinde hem Kürtler hem de Türkler kazanacaktır. Lozan’ın güncellenmesi demokratik ulus, demokratik cumhuriyet, demokratik vatan, demokratik anayasadır.”
BAYRAK: İHANET UNUTULMAMALI
98’inci yılına giren Lozan’a dair Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan tarihçi Mehmet Bayrak, Kürtlerin uğradığı ihaneti unutmaması gerektiğini vurguladı.
Lozan öncesi İngiliz ve Fransızlar arasında hazırlanan Sykes-Picot Anlaşması’na dikkati çeken Bayrak, “Birinci Dünya Savaşı’nın seyrinin belli olduğu ve Osmanlı’nın Almanya ile birlikte yenileceği kesinleşince, İngilizler ve Fransızlar Skyes-Picot Anlaşmasını hazırladılar. Sonraki süreçte Sykes-Picot Anlaşması üzerinde bazı düzenlemeler yapılarak, Lozan’a gidildi” dedi. Bayrak, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Kürtlere vaatlerinin farklı olduğuna işaret ederek, “Lozan Antlaşması’nın bedeli Kürtlere ödetildi. Çünkü Kürtler ve Türklerin birlikte yaşadığı coğrafyada eşit, birlikte, birbirlerinin kimliklerine saygılı davranma önceki belgelerde öngörülmüşken, Lozan ile birlikte Kürtler ve Kürdistan dörde bölündü. Her parçadaki Kürtler bağlı bulundukları devletlerin hegemonyasına verildi” diye belirtti.
HAKLAR GASP EDİLDİ
Türkiye’nin 1921-1922’de İngiliz ve Fransızlarla gizli anlaşmalar yaptığına dair haberlerin Kürtler arasında da duyulduğunu kaydeden Bayrak, “Kürtler bu durumu protesto ettiler. Ankara hükümetinin tutumunu eleştiren broşürler hazırladılar. Esas itibariyle Koçgiri’de bununla alakalıydı, 1922’deki Ankara’da hazırlayıp, Meclis’te dağıttıkları Kürtdağlıları Mutelebatı da bu türden bir belgeydi. ‘Kürtdağlıların Mutalebatı’ konulu muhtıra-dilekçede, Lozan Antlaşması’nın Kürt blokunu parçalayacağı ve Suriye sınırları içinde kalan Kürt aşiretlerinin o güne kadar kendileriyle mücadele ettikleri Fransızlarla karşı karşıya gelecekleri belirterek, sınırın bölge Kürtlerini kapsayacak biçimde yeniden belirlenmesi talep ediliyordu. Buna rağmen Lozan’ın 35’inci maddesinden 47’nci maddeler de diğer azınlıklar yanında Kürtlere de birtakım haklar tanınmaktaydı. Fakat sonradan gizli hazırlanan 1925 Şark Islahat Planı’yla Kürtler verilmiş olan haklarda gasp edildi” şeklinde konuştu.
Lozan Antlaşması ardından devreye konulan Şark Islahat Planı’yla Kürt meselesinin “acılı temellerinin” atıldığını ifade eden Bayrak, “Tüm bu yaşadığımız süreç Şark Islahat Planı’yla belirginleşen Kürtleri tek yanlı satma operasyonun sonucudur. Kürtlerin haklarını gasp ederek, ret ve inkâr politikası başlatıldı. 2023’e giderken tüm bunlardan ders almak gerekiyor. Lozan’ın yüzüncü yılına giderken Kürtler yaşadıkları ihanetten ders almalı” dedi. (Mezopotamya)
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ