Mardin Roj

Dörtler’in koğuş arkadaşı o günleri anlattı

Dörtler’in koğuş arkadaşı o günleri anlattı
  • 15 Mayıs 2022

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde işkenceye karşı bedenlerini siper eden ve direnişin sembolü olan “Dörtler”in koğuş arkadaşı Ahmet Candan, cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkati çekerek, “Bugünkü durum o dönemden daha tehlikelidir” dedi. 

 

 

 

Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde 12 Eylül Askeri Darbesinin işkence ve idam uygulamalarına karşı 17 Mayıs 1982 tarihinde bedenlerini siper eden ve tarihe “Dörtler” olarak geçen Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner’in direnişi üzerinden 40 yıl geçti. Direnişin sembolü olan “Dörtler”in koğuş arkadaşı Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Bağlar İlçe Eşbaşkanı Ahmet Candan, o günleri Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.

 

 

 

Dünyada gençlik hareketlerinin başlandığı 1960’lı yıllardaki hareketliğin Türkiye’de, 1968 yılında Deniz Gezmiş’ler öncülüğünde başladığını, 1980’de büyük bir devrim hareketinin ülkede yükseldiğini ve halkın uyandığını hatırlattı. Candan, 12 Eylül 1980’de Türkiye, Venezuala, Bangladeş gibi ülkelerde de darbelerin olduğunu, böylece emperyalizmin devrimci hareketi dünya genelinde frenlediğini söyledi. Candan, “Kenan Evren ve arkadaşlarının da Türkiye’de darbe yaptı” diyerek, Sosyalist Pakt, Varşova Paktı ve NATO Paktı arasındaki çatışmaların her yerde arttığı bir dönemde geçtiklerini ifade etti.

 

‘İSMİ DEVRİM OLANLARA İNKİLAP DENİLİYORDU’

 

 

 

Sosyalist ve devrimci kesimlerin 1980 döneminde tutuklanarak “Temizlik” adı altında cezaevlerine atıldığını anımsatan Candan, Türkiye’de 50’ye yakın, Kürdistan’da ise 13’e yakın partinin kadrolarının cezaevine konulduğunu vurguladı. Devrimciliğin Türkiye’de yasaklandığını belirten Candan, “Darbe sonrası kimse devrimden bahsedemiyordu. Adı Devrim olanlara ‘İnkılap’ diye sesleniliyordu. Kimse bir şeyden bahsedemiyordu. O dönemde PKK’de vardı. PKK’den yargılananlara çok daha yoğun baskılar vardı. Bize ‘Sizi öyle bir yapacağız ki, artık cezaevinden çıksanız da çıkmamak için yalvaracaksınız’ diyorlardı. Avukatlar gelip bize ‘tarihi bir görev sizin omuzlarınıza düştü’ dedi. 4-5 ay sonra eziyet, baskı ve işkence yapılmaya başlandı. Öyle işkenceler bizlere yaptılar ki, yaşam diye bir şey kalmadı. Bizlere robot gibi davranıyorlardı. Bir gardiyan tek başına sürekli bütün koğuşlara talimat vererek akşama kadar marş okutabiliyordu. Açlık, susuzluk vardı, işkence vardı. Yaklaşık 72 arkadaşımızı cezaevlerinde katlettiler, şehit ettiler” diye konuştu.

 

 

 

‘AYLAR ÖNCESİNDEN HAZIRLIK YAPILDI’

 

 

 

Cezaevinde çok ağır süreçlerin yaşandığı dönemde bile Kemal Pir, Ferhat Kurtay, Ali Çiçek, Hayri Durmuş gibi öncülerin sürece cevap olma arayışında olduklarına dikkati çeken Candan, birçok kişinin hücrelere alındığını, cezaevinde itirazların arttığını dile getirdi. Sabahtan akşama kadar koğuşlarda marş okutulduğunu ve 40 kişilik koğuşa ufak bir ekmek (Kilorik) verildiğini belirten Candan, “Açtık, susuzduk. 24 saat işkence vardı. Saat hiç belli olmuyordu,  gece 12.00’de, bir gün sabah 04.00’te koğuşları basıp işkence yapıyorlardı. Arkadaşlar Mazlum Doğan’ın 21 Mart tarihinde eylem yaparak, şehadete ulaştığını öğrendik. Dörtler de, ‘Mazlum bize yolu gösterdi, onun yolunda devam edeceğiz’ dediler. Dört arkadaş aylarca hazırlık yaptılar. Öyle bir hazırlık yaptılar ki kurtulmaya hiç pay bırakmayacak şekilde. 17 Mayıs’ı- 18 Mayıs’a bağlayan gece de eylemini gerçekleştirdiler” dedi.

 

‘ATEŞE SU DÖKEN HAİNDİR’

 

Dörtleri yaptığı eylemin tarihe damga vurduğunu belirten Candan, şöyle devam etti: “Öyle bir eylem yaptılar ki biz bütün cezaevinin yandığını sandık. Öyle bir ateş hazırlamışlardı ki, biz bir koğuş yandı sandık. Arkadaşlar bidonlarla su taşıyorlardı o koğuşu söndürmek için. Dörtler slogan atarak, ‘Hainlik yapmayın’, ‘Ateşe su döken, söndüren haindir’ diyorlardı. ‘Kahrolsun sömürgecilik’, ‘Kahrolsun faşizm’ sloganları atıyordu. Biz su taşıyanlara ‘İhanet yapmayın’ diyorlardı. ‘Eylemimiz amacına ulaşsın’ diyorlardı. Bazen tek bazen beraber ‘Hainlik yapmayın’ diyorlardı. Sen su dökünce sana ‘İhanet yapmayın’ diyorlardı. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Onları ateşin içinden çıkardığımızda sadece ruhları kalmıştı.”

 

 

 

‘NE VİJDAN NE AHLAK…’

 

 

 

Eylemden sonra 3-4 gün koğuştakilere işkenceler yapıldığını vurgulayan Candan, anımsadıklarını şöyle sürdürdü: “Bizi dizlere kadar su olan yemekhaneye koyuyorlardı. Bizim gördüğümüz işkenceyi tarihte kimsenin gördüğüne inanmıyoruz. Bize ‘her şeyi itiraf edin’ diyorlardı. Sonra ‘bir şey yapmadım’ diyenlere ‘annenin, babanın, kardeşinin ismini ver’ diyorlardı. Ne vicdan, ne ahlak hiçbir şey yoktu orada. Devletin de bir ahlakı olmalıydı. Bunlar hiçbir kural ve kaideyi tanımıyordu. Bundan sonra bizleri hücrede epey zaman tuttular. Yine koğuşlara götürdüler. Koğuşların hepsini koridora çıkardılar. Herkese ‘Annenin, babanın adını yazıp itiraf edin’ diyorlardı. Kimse birbiriyle konuşamıyordu korkudan. Konuşunca ‘eylem mi yapıyorsunuz’ diyorlardı.”

 

 

 

‘DÖRTLER EN KIYMETLİ ARKADAŞLARDI’

 

 

 

Ferhat Kurtay’ın güçlü hitabı olduğunu, herkesle konuşabilecek birikime sahip olduğunu ifade eden Candan, “Ferhat Koğuşta birinci kişiydi. Hiçbir zaman kimseye yüzünü ekşitmezdi. Sürekli gülüyordu. Partiyi, devrimi en iyi tanıyan da oydu” dedi. Necmi Önen’i “genç ve fedakâr bir arkadaş” olarak anlatan Candan, “Koğuşumuzun resmi sorumlusu da oydu. Eşref ve Mahmut… dört arkadaş da aramızda en kıymetli, en çalışkan arkadaşlardı” diye belirtti.

 

 

 

‘BU DÖNEM DAHA TEHLİKELİ’

 

 

 

O dönemde cezaevlerinde büyük bir işkence olduğunu sözlerine ekleyen Candan, şunları söyledi: “Biz hapis diyorduk, devlet cezaevi diyordu. Hem hapis yapıyor seni hem de cezalandırıyordu. Hapse girenin hürriyeti zaten elinden alınıyordu ama onlar orada ceza da çektiriyorlardı. Bu kural ve kaide insanlıktan uzaktı. O dönemde her şeyi ihlal ediyorlardı, kural-kaideleri yoktu. Fakat bugün ki durum o dönemden daha tehlikelidir. Niye diyecek olursan, askeri darbede her şey vardı. Yapılmayan hiçbir şey yoktu ama Avrupa üyesi olarak kendilerini hesaplıyorlardı, kendilerini ona göre ayarlıyorlardı. Basın geliyordu, insan hakları savunucuları cezaevlerine geliyorlardı. Bugün ise ölçüsüz bir durum var. Ortaçağ zihniyetine göre hareket ediyorlar.”

 

 

 

‘40 YIL GEÇTİ HALA AYNI METOD’

 

 

 

Şu anda ideolojilerinin tamamen feodal yapıda olduğunu söyleyen Candan, bunun herkes için büyük bir tehlike olduğunu ifade etti. Yaşam hakkının dahi şimdi cezaevlerinde olduğunu vurgu yapan Candan, “Çok tehlikeli bir dönemdeyiz. 40 yıl önce görülen işkence sistemi halen devam ediyor. Bu dönem daha çok yargısız infazla cezalandırılıyor. Aradan 40 yıl geçti ama halen aynı yöntem, aynı metotla devlet işlem yapıyor” diye konuştu.

 

 

 

‘CEZAEVLERİNDEKİLERE SAHİP ÇIKALIM’

 

 

 

Başta cezaevinde çocukları olan aileler olmak üzere Türkiye halklarına çağrıda bulunan Candan, sözlerini şöyle tamamladı: “On binlerce insan cezaevinde, başta aileler olmak üzere tüm halk sahip çıkmalıdır. Dışarıda büyük bir savaş var, içeride ise bu savaş nedeniyle insanlar mahvolmuş durumda. Bu nedenle içeride ve dışarıda büyük bir direniş lazım. Beraber el ele vererek, hem bu savaşın hem işkencenin önünde duralım. Anneler sürekli eylemde ve ‘Artık yeter’ diyor. Annelere sahip çıkalım. Birlikte olursak karşımızdaki zor güçlerinin üstesinden geliriz. Halkımızdan isteğimiz cezaevindekileri yalnız bırakmayın.”

 

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ