Mardin Roj

Didem Arslan’ın ‘Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtçe’ye yönelim

Didem Arslan’ın ‘Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtçe’ye yönelim
  • 25 Ağustos 2021
Didem Arslan Yılmaz’ın “Türkçe konuş, burası Türkiye Cumhuriyeti” sözleri, Kürtçeye yönelik saldırıları yeniden gündeme getirdi. Kürtçe Meclis’te “bilinmeyen dil”, cezaevinde soruşturma konusu olurken, Kürtçe hutbe veren imamlar tutuklanıyor ve konuşanlar ırkçı saldırılara uğruyor.  
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Kürt ve Kürtçeye yönelik baskı ve asimilasyon politikaları kesintisiz olarak sürüyor. Okullardan hastanelere, Meclis’ten mahkemelere, sokaktan cezaevlerine kadar Kürtçeye yönelik saldırılarda bugüne kadar hiç azalma olmadı. Dönem dönem asimilasyon politikaları ve baskılarda “esneme” yaşansa da, devleti yönetenler bu politikalardaki ısrardan hiç vazgeçmedi. Sık sık “eski koda” geri dönüş, ülkede Kürtçe konuşmanın dahi yasaklanması, cezalar yağdırılması, konuşanların ya soruşturmalık olması ya tutuklanması ya da katledilmesine neden oldu. Bu durumu körükleyenlerin başında ise, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devlet politikasını kendine yol bilen, ülkedeki tüm farklı kimlikleri ve inançları yok sayan bir noktada duran medya kuruluşları geldi.
‘GÜLÜNÇ’ DEĞİL IRKÇI
En son 2013-2015 yılları arasında “çözüm” olarak adlandırılan süreçte sunduğu programlara katılanların kulağına “Ez jî kurd im (Ben de Kürdüm)” diye fısıldıyan Didem Arslan Yılmaz, dünkü programında Kürtçe konuşmak isteyen konuğa çıkışı gündem oldu. Arslan, “Didem Arslan Yılmaz’la Vazgeçme” programına telefonla bağlanan bir konuğu, Kürtçe konuşunca hattan aldı ve “Doğru düzgün Türkçe konuşsa anlayacağız. Burası Türkiye Cumhuriyeti” ifadelerini sarf etti. Ardından kendisine yönelik tepkilerin amacının “ülkenin fay hatlarını kaşımak” olduğunu kaydederek, “gülünç” buldu. Ancak sadece son birkaç yılın tablosu, Yılmaz’ın dediği gibi “gülünç” değil, oldukça saldırgan, ırkçı ve trajik olduğunu gösteriyor.
ŞARKIYA SORUŞTURMA
Kürtçeye yönelik baskıların had safhada olduğu yerlerin başında cezaevleri geliyor. İnsanlık dışı uygulamalarla halen hafızlardaki tazeliğini koruyan Diyarbakır Cezaevi’nde bir dönem tutuklular ve yakınlarına dayatılan “Türkçe konuş çok konuş”un bir benzeri durumu yaşanıyor. Halen bazı tutuklular, Kürtçe konuşmaya başladığında telefonları kesiliyor ve haklarında soruşturma açılıyor. En son Elazığ Kadın Kapalı Cezaevi’nde aralarında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır İl Eşbaşkanı Hülya Alökmen Uyanık ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkan Yardımcısı Fethiye Ok Çiçek’in de bulunduğu 9 kadın tutuklu hakkında Kürtçe konuştukları için disiplin soruşturması başlatıldı. Tutulan tutanakta ise, kadın tutukluların söyledikleri Kürtçe şarkılar ve sözler “anlaşılmayan bir dilde sözlü halay çektikleri”, “anlaşılmayan dilde marş okudukları” şeklinde yazıldı.
KÜRTÇE HUTBEYE HAPİS!
Cezaevlerindeki soruşturmaların yanı sıra, Kürtçe şarkı paylaşan ve Kürtçe namaz kıldıran imamlar da tutuklanma riskiyle karşı karşıya. Adana’da askerlik yaptığı sırada Kürtçe şarkı söyleyerek sanal medya hesabından paylaşan F.P. hakkında soruşturma başlatılırken, İstanbul’da da Demokratik İslam Kongresi (DİK) ve Din Alimleri Derneği (DİAY-DER) üyelerine yönelik operasyonda gözaltına alınan 9 imam Kürtçe hutbe okudukları gerekçesiyle tutuklandı. İmamlara, “Diyanetin hutbesini neden okumadınız?” ve “Namazı, duayı neden Kürtçe yapıyorsunuz?” şeklinde soruların sorulması da dikkati çekti.
‘X’ VE ‘ANLAŞILMAYAN DİL’ 
Kürtçenin “anlaşılmayan dil” olarak görüldüğü bir başka alan ise Meclis. Milletvekillerinin Kürçe konuşmaları halen Meclis tutanaklarına “bilinmeyen bir dil” ya da “X” olarak geçiyor. Verilen önergelerde geçen Kürt kentleri ise genelde “yaralayıcı ve kaba” olarak görülüyor.
OKULLAR, GAZETELER, DERGİLER…
Meclis’te “X”, cezaevinde “anlaşılamayan dil” denilerek soruşturma konusu olan ve televizyonda “kesinlikle olmaz” denilen Kürtçeye baskılar bunlarla da sınırlı değil. 15 Temmuz 2016 askeri kalkışması sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler’le (KHK) Ferzad Kemanger İlkolulu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda Kürtçe okul ve kreş kapatıldı. Kürtçe yayın yapan televizyon, dergi, gazete ve ajanslar da bundan nasibini aldı.
KAYYIM UYGULAMALARI
Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetimindeki belediyelere atanan kayyımlar da Kürtçeye dair ne varsa ortadan kaldırdı. Kent girişlerindeki tabelalardan köy ve mahalle tabelalarına, belediyelere bağlı kültür merkezlerinden yaya geçitlerine, belediyelerin internet sitelerinden birim odalarına asılan tabelalardaki isimlerin çoğu kayyım atamaları sonrası Türkçeleştirildi.
7 YILDA 5 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ
Kürtçenin hedef alınmasının yanı sıra, konuşanlara yönelik de son yıllarda çok sayıda ırkçı saldırı gerçekleşti. Sadece son 7 yıl içerisinde sırf Kürtçe konuştuğu için 5 kişi ırkçı saldırılar sonucu yaşamını yitirdi ve birçok kişi bu saldırılardan yaralı kurtuldu. Yine ırkçı saldırılardan kaynaklı yerlerini terk etmek zorunda kalanlar oldu.
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ