Birlikte tutuklanıp 30 yıl sonra tahliye olan 3 yoldaş

Birlikte tutuklanıp 30 yıl sonra tahliye olan 3 yoldaş
  • 24 Şubat 2023 20:30

Hezex’te 30 yıl önce birlikte tutuklanan Nuri Arı, Ramazan Özyiğit ile Abdullah Oflas, cezaevinin insanın ruhunu teslim almaya yönelik inşa edilen bir sistem olduğunu belirterek, “Cezaevinde direniş özgürlüğe yaklaştıran tek şey” diye belirtti. 

 

Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesine bağlı Xirabêşeref köyüne 1993 yılında operasyon düzenleyen askerler, ev aramalarının ardından Ahmet Zenger, Osman Kapan, Süleyman Sungur, Ramazan Özalp, Nuri Arı, Abdullah Oflas ve Ramazan Özyiğit gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. 7 kişi hakkında “Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası daha sonra bozularak, ayrı ayrı 30’ar yıl (müebbet) hapis cezasına dönüştürüldü.

 

 

 

Tutuklulardan Süleyman Sungur cezaevinde, hasta tutuklu Ramazan Özal 2014 yılında tahliye edildikten 3 ay sonra yaşamını yitirdi. Giresun Espiye L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan hasta tutuklu Ahmet Zenger’in (63) cezası, Şubat ayında tahliyesine bir hafta kala İdare ve Gözlem Kurulu’nun pişmanlık dayatmasını kabul etmediği için 6 ay daha uzatıldı. Bolu Cezaevi’nde tutuklu Osman Kapa’nın da infazı yakıldığı için Nisan ayında tahliye edilmesi bekleniyor.

 

 

 

3 TAHLİYE

 

 

 

Tutuklulardan Nuri Arı ve Abdullah Oflas 12 Şubat’ta İzmir Şakran T Tipi Cezaevi’nden, Ramazan Özyiğit ise 6 Şubat’ta Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden tahliye edildi. Arı, Oflas ve Özyiğit, cezaevinde yaşanan hak ihlalleri ve 30 yılın ardından gelen özgürlüğü ajansımıza anlattı.

 

 

 

30 YIL SONRA CEZAEVİNDEN ÇIKTI

 

 

 

19 yaşında girdiği cezaevinden 49 yaşında tahliye edilen Nuri Arı, cezaevlerinde derinleştirilen tecride karşı büyük bir mücadelede olduğunu söyledi. Arı, “‘Kürdüz, kimliğimiz var’ dediğimiz için tutuklandık ve 30 yıl cezaevinde kaldık. Bu 30 yılda Xarpêt, Giresun, Sêrt ve son olarak İzmir’deki cezaevlerinde kaldım. Cezaevlerinin şartları ve koşulları ortada. Geçmiş yılları ve bugünü kıyasladığımızda cezaevlerinin şartları çok daha zor. Baskılar arttı. Bu baskı ve saldırılar sonucunda tedavi edilmediği için birçok arkadaşımız şehit oldu. Pandemi sürecinde cezaevlerinin sorunları had safhaya ulaştı. Artan sorunların başında sağlık geliyor. Hasta tutuklular tedavi edilmiyor. Pandemi bitti ancak cezaevlerinde izolasyon arttı. Tedavi noktasında ne bir çaba ne bir gayretleri var. ‘Revire götür bak sonra koğuşa götür’ mantığı var. Bununla da sınırlı kalınmadı ve ortak alanlar kaldırıldı. Mesela daha önce havalandırmaya her koğuş çıkıyordu ve herkes birbirini görüyordu ancak daha sonra bu kaldırıldı. Bu tutuklular arasındaki ilişkiyi kesti” diye belirtti.

 

 

 

CEZAEVLERİ VE DİRENİŞ

 

 

 

Bir diğer sorunun çeşitli gerekçelerle verilen disiplin cezaları olduğunu ifade eden Arı, şöyle dedi: “Disiplin cezası alan tutukluların cezası daha da artırıyor. Yeni çıkarılan yasaya göre, disiplin cezası alan hükümlüler tahliye edilmiyor. Cezası ise 6 aydan bir yıla çıkıyor. Böylece yoğun bir psikolojik baskı oluşturuluyor. Ama cezaevleri tarihten beri mücadele ediyor. Direnişleri her zaman vardı ve her şart ve koşulda sürüyor. Tutuklu arkadaşlar tüm bu engellere ve zorluklara rağmen kimliklerinden ve iradelerinden taviz vermiyor. Tutuklular hiçbir zaman duruşlarından taviz vermedi. Kimliklerine ve iradelerine sahip çıktılar. Ancak dışarıdaki durum en fazla cezaevlerini etkiliyor. Cezaevlerinde saldırılar var ama buna karşı da bir direniş de var ve direniş özgürlüğe yaklaştıran tek şey.”

 

 

 

UMUT AYAKTA TUTUYOR

 

 

 

Tutukluları güçlü kılan tek şeyin özgürlük umudu olduğunu söyleyen Arı, “30 yıl çok uzun bir süre ama önemli olan insanın umudunu kaybetmemesidir. Bu 30 yıllık süreçte bizi güçlendiren ve ayakta tutan bir gün özgür olacağımızın umuduydu. Birçok engel vardı önümüzde ama bir gün baktık ki 30 yılımız bitti ve gitti. Hissettiklerimiz kelimelerle anlatılamaz. 30 yıl insan ömrünün yarısıdır. Çıktığımda farklı bir duygu oluştu bende, sanki yeniden doğmuş, hayat bir bütün değişmiş gibi. Bu duygu yeni bir dünyayı keşfetmek gibidir. İnsanda böyle bir duygu ve his oluşuyor. İnsan için her şey yenidir ve ilktir. En güzeli de yeniden toprağına dönmektir. İnsan toprağına ayak bastığında geçmişin izlerini görür ve yeniden canlanır. Bu insana yeniden yaşamayı öğretir. Tekrar ülkeme döndüğüm için mutluyum ama dışarıda yaşamayı henüz öğrenemedim” ifadelerini kullandı.

 

 

 

13 HASTALIĞI OLUŞTU

 

 

 

46 yaşında girdiği cezaevinden 76 yaşında çıkan Ramazan Özyiğit de, cezaevi sistemine değinerek, şunları belirtti: “Tutuklandığımız gün Elazığ Cezaevi’ne götürdüler. Daha sonra oradan Ordu’ya ardından Giresun’a götürüldük. Devletin cezaevi sistemi her yerde aynıydı. Hangi cezaevine gidersek gidelim sistem aynıydı. Her cezaevi zordu, şartları ağırdı. Ama en fazla Elazığ Cezaevi zordu. Tutuklandığım ilk gün bana pişmanlık ve koruculuğu dayattılar. 30 yıllık tutukluluk sürecimde 10 farklı cezaevinde tutuldum. Cezaevi koşullarından kaynaklı birçok hastalığım oluştu. 30 yılda 13 hastalığım oldu. Kalbimden, sol böbreğimden ameliyat oldum ama tedavi görmedim. Her cezaevine sevk istediğimizde ‘dışarıya çıktığınızda gidersiniz’ diyorlardı. Daha sonra gelip pişmanlık dayatmasında buluyorlardı. Kulaklarımı kasten sağır ettiler. Tedavi edilmedim.  Her hastaneye götürüldüğümüzde başımızda 10 asker bulunurdu ve doktorların tedavi etmesine izin vermezlerdi. Her seferinde kan alıp cezaevine geri gönderirlerdi. Tedavileri buydu. Cezaevi sistemi insan ruhunu çürütüyor. Cezaevlerinde böylesi bir sistemi oluşturuldular. Bizi bu şekilde teslim almak istediler ancak amaçlarına ulaşamadılar. Derler ya insan dünyaya bir kez gelir ama ben cezaevinde çıktığımda yeniden doğmuş gibi hissettim. Köye geldiğimde ise ne köyü ne de kimseyi tanımadım.”

 

 

 

‘ÖZGÜRLÜĞÜ EKSİK YAŞIYORUM’

 

 

 

45 yaşında cezaevine giren ve şu an 75 yaşında olan hasta tutuklu Abdullah Oflas ise, cezaevlerinde en temel hak olan sağlık hakkının ihlal edildiğini belirterek, “30 yılda çok zorluklar çektik, Kürt olduğumuz için tutuklandık. ‘Kürdüz’ dediğimiz için tutuklandık. Elazığ Cezaevi’nde maruz kaldığımız işkenceyi hiç bir cezaevinde yaşamadık. Bu süreçte iki gözümden ameliyat oldum. Kalp krizi geçirip, 3 saat boyunca etkisiz kaldım. Tedavi sadece revire götürüp daha sonra cezaevine götürmekti. İnsan cezaevinde bu kadar uzun süre kalıp daha sonra çıktığında üzülüyor ve özgürlüğü eksik yaşıyor. Çünkü arkanda bir sürü insan bırakarak çıkıyorsun. Doğduğum büyüdüğüm köyü tanıyamadım. Çıktığımda kardeşimi ve yeğenimi tanıyamadım” ifadelerini kullandı.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ