Mardin Roj

Amerikalı çiftlik sahiplerinin domuz yasaları ve HABAŞ işçisinin çalışma koşulları nedir?

Amerikalı çiftlik sahiplerinin domuz yasaları ve HABAŞ işçisinin çalışma koşulları nedir?
  • 12 Temmuz 2021

“Ayağının altında silindir bir demir kütlesi halini almış hurda demetlerinin kaymamasına dikkat ederek çalışan işçi, bu haliyle, ayağında bir gülle olan Chain Gang mahkumu gibi görünüyor…”

 

Evrensel Gazetesi’nden Turan Kara’nın haberine göre; HABAŞ haddehanelerinde çalışma yasalarına aykırı ortamda işçiler sakat kalıyor. Çalışma koşullarının vahşiliği pek çok işçinin yaralanmasına ve sakat kalmasına sebep oluyor. Son birkaç ayda çene kırılması ve işitme kaybı yaşayan bir işçiden sonra bir işçi demirlerin altında kalarak felç oldu. Yaralanan işçi acı verici bir dizi ameliyat geçirdi ve tekrar eski günlerine dönebilecek mi meçhul.

 

O gün olanları fabrikadan bir işçi şöyle anlatıyor:

“Kesim işi yapan S. üretim fazlası hurda kesimi yapıyormuş. Ahtapot mobil vinç kesim yapılmış olan çubukları alırken, kesim yapan sabrı S’ye belinden vurmuş. S yere düşmüş. Sonra vinçteki demir destelerinden birisi, 100 kilo üzerinde vardır, kesilmiş, parça çubuklar S’nin üzerine düşmüş. Fabrikada olay böyle konuşuluyor ama resmi olarak nasıl belirtmişler bilinmez. HABAŞ bu konularda sabıkalı.”

Sabıkalı derken şirketin hak ihlali ve zorbalık yaptığı sayısız örnek olduğundan bahsediyor.

ALTI AYLIK GİRDİ ÇIKTI SİSTEMİ GÜVENCESİZLİK VE BİTİMSİZ MAHRUMİYET

6 aylık denen işçilerden bahsederek “Bu arkadaş da diğerleri gibi 6 aylık taşeron işçi olarak çalışır. Beline demir çubuklar deste halinde düşünce hastaneye kaldırdılar. İş kazası sonucunda kişi belden aşağı felç kalmış diye duyduk” diyor.

Yaralanan işçinin başına gelenlerin acısını bir yana koyarak “Bu işçi çalışırken üzerinde ne yanmaz kıyafet ne de toz maskesi vardır, ona verilmemiştir. İş kıyafeti bile verilmez, evden eskilerini getirerek çalışır. Aslında 1 ayda yaptığı işi dış taşeron 2 günde yapabilir makinelerle. Ancak dış taşeron o iş için 5 10 milyar (bin) alırken işçi bir ayda 3.5 milyona (3 bin 500 lira) çalışır” diyerek sefaletin resmini çiziyor.

Türkiye’nin işçilerin en kötü koşullarda olduğu ilk beş ülke, gelir dağılımının yani en zenginle en fakir arasındaki farkın, dengenin en bozuk olduğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika içinde tek ülke olduğu açıklandı.

Bir yanda güç, zafer, böbürlenme, maddi servet diğer yanda çaresizlik, yokluk, acı… Bir yanda şeytana uymuş tanrı, diğer yanda sabır sınavı veren zavallı “eyyub.”

Buranın “tanrısı” baştan sona kibir ve baştan sona alemi ceberut…

Ve Türkiye’de işçilerin bu hali en büyük fabrikalarda böyle. HABAŞ, sır gibi saklansa da sahibi Forbes listesine giren bir zenginlik üretiyor. Türkiyenin en zengin yüzde 3 ya da yüzde 1’lik kesiminde ve Türkiye’de en zengin yüzde 20 toplam zenginliğin yüzde 48’ine sahip, 6 aylık işçiler ise en yoksul yüzde 20’de.

Fabrikada arkadaşının nasıl çalıştığını gören bir işçinin anlatımıyla çalışma ortamı şöyle: “Üretim fazlası artık demirler hurda holüne getirilip yığılıyor. Çalı çırpı demeti gibi bağlanmış her biri yüz kiloyu aşkın çubuk demir bağları 4-5 metre yükseklikte, tonlarca demir üst üste yığılmış, tepeleme halinde istifleniyor. Burada küçük parçalara bölünerek potaya sığacak hale getiriliyor. Burada bir de ahtapot mobil vinç var, kesim yapan kişi çağırdığında bir arkadaş işini bırakır gelir vinci kullanır. Ahtapot vinçle kesimi yapılmış olan çubukları oradan başka bir yere taşır. Fabrikada bu işi yapan hurda hazırlama ekibi var ayrıca. Bunlar ağır ve büyük hurdaları parçalar, büyük makinalarla çalışır. HABAŞ dış taşeronu olarak geçen ayrı bir şirket üzerinden çalışan işçiler yanmaz kıyafetler, gaz maskesi ve özel önemlerle çalışmak zorunda. Şirket de buna uygun çalıştırıyor. Dış taşeron denmesinin sebebi ise müdürler veya yöneticilere ait şirketler olması ve HABAŞ’la hizmet alım satım ilişkisi olması.

Aynı zamanda buradaki çalışma biçimi de kötüdür. Çalışan kişinin devamlı tek başına çalışmasından dolayı olay yerinde bir iş kazası geçirdiği anda yanında kimse olmadığından ne onu gören olur ve yardıma koşar ne de başına daha büyük bir şey geldiğinde görgü tanığı olur.”

“Kış aylarında yaşanan bir başka kazada da kafasına parça çarpan bir kişi hastaneye kaldırılmış, çene ameliyatı geçirmişti. Kulaklarında duyma ve tıkanıklık sorunu oluşmuş. Onun da durumu iş kazası gösterildi diye sanılırken iş kazası göstermedikleri söyleniyor. Arkadaş hala fabrikada çalışıyor.”

Mesela bir tanesi şöyle: “6 aylık işçiler kaza yaptığında iş kazası bile gösterilmez. R. arkadaşımız halka makinesi çalışırken çubuk demirin kopma sonucunda gelen parça kaşına gelmiştir ve hastanede yatmıştır. Operasyonla kaşı yapılmıştır. Hadde 3 işletme mühendisi kaza geçiren kişiyi arayıp “Eğer iş kazası yazdırırsan seni bir daha fabrikaya almayız’ dediği söyleniyor. O yüzden kaza geçiren arkadaş olay dışarıda olmuş gibi gidip hastaneden istirahat aldı ve mühendis de iki gün ekstra izin verdi. Bunun gibi olan olaylar haddehanelerde devamlı olmaktadır. İşletme amirleri, mühendisler iş kazası geçiren taşeron işçilerine bu şekilde yapmaları için baskı yapıyor ve işten çıkartmakla tehdit ediyor. Özellikle hadde 3 bu konuda fabrikanın en kötü yerlerinden birisi, yöneticiler olarak yani, amirlik yapan idareciler işçilere karşı nefretle dolu.”

Arkadaşının durumunu ve içinde oldukları koşulları iyice anlatmak isteyen işçi bir video gösteriyor. Kesim yapılırken kayıt alınmış. Videoda karanlık bir ortamda işçinin biri bir yığının üzerinde elinde adeta bir alev makinesi, ateş püskürterek kesim yapıyor.

Fabrikanın pek ışık almayan uzun holünde, 4-5 metre yüksekteki demet demet yığılmış çubuk demirler üzerinde, üstünde gündelik giyilen, ayıp olmasın diye çıplaklığını örtecek tişört ve bacaklarında eski pantolondan, şalamayı sıkıca tutan ellerinde bir çift inşaat eldiveninden ibaret kıyafetiyle, hiçbir koruma olmadan çalışan işçi oksijen tüpüne bağlı 3 metrelik şalama ile demir kesiyor. Elinde üç metrelik çubuk ile yüksek bir uğultu ile alev püskürtüyor.

Şalamanın hortumunu çekiştirerek çalışırken alevler en tepeden aşağıya kadar demir yığınını kesiyor. Gürültüden bir şey duyması ya da alevin saçtığı ışık ve sıcaklıktan bir şey görmesi pek mümkün değil.

Ayrıca bir yanda ayağının altında silindir bir demir kütlesi halini almış hurda demetlerinin kaymamasına çalışarak, diğer yandan alevden korunarak demirleri keserken dikkat etmek zorunda. Hem de Flammenwerfer edasıyla alev püskürten şalamanın hortumu ayaklarına dolaşmasın diye çabalıyor.

Bu haliyle, ayağında 2-3 metrelik zincire bağlı bir demir bir gülle olan Chain Gang mahkumu gibi görünüyor. Ama onların bile meşhur çizgili üniformaları varken bu işçiler gündelik kıyafetleriyle zehirli gazlara ve dumana karşı ağzını gözünü terden ve pastan kirlenmiş bir bezle kapatarak çalışıyor. Zaten işçiler de halini anlatmak için kölelik diyor.

TARİHTEKİ KÖLELİK HANGİ YÜZLE GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNDE VAR OLUYOR?

Kapitalizmin henüz ergenlik çağlarında, ergenlerin insana umut veren görünümüyle yükselirken, Amerika’da kolonileşen Avrupalılar, her şeye meydan okuyan bir şekilde köleciliğin devasa gücünü kullanmaya yeltendi. Kapitalizmin daha ergenlik çağımda bile bu çocuk adam olmayacağını göstererek 1880’lerde var olma savaşına katıldı.

Amerika’da milyonlarca Afrikalı “chain gang” denen yöntemle, hem de tutsak halde iç savaştan sınra köleliğin kaldırılmasına rağmen, ayağında ve kollarında prangalarla inşaat, demir yolu, maden, plantasyon denen uçsuz bucaksız çiftliklerde ölümüne çalıştı.

Onlardan sivri bir örnek iç savaş bitip de kölelik kaldırıldığında bile hâlâ vardır; Parchman çiftliği…

Parchman çiftliğinde durum “Worse Than Slavery: Parchman Farm and the Ordeal of Jim Crow Justice’in yazarı tarihçi David Oshinsky’ye göre aşağı yukarı şöyleydi: “Orada hapsedilen insanlar, gün doğumundan gün batımına, bazen günde 15 saat, 100 Fahrenheit’te, Parchman’ın 20 bin dönümlük tarlasında, silahlı muhafızların kontrolü altında ekim, pamuk toplama ve tarlaları sürmeye çalıştılar. Yorgunluk, zatürree, sıtma, soğuk ısırığı, tükenme, güneş çarpması, dizanteri, ateşli silah yaralanmaları ve ‘köpeklerle zehirlenme’ (zincirlerin ve bacak demirlerinin çıplak ete sürekli sürtünmesi) nedeniyle hükümlüler düştü.”

Oshinsky, Mississippi eyaleti için Parchman’ın “dev bir para makinesi: kârlı, kendi kendine yeterli ve güvenli” olduğunu gözlemledi. İkinci faaliyet yılının sonunda, Parchman, Mississippi eyaleti için, günümüzün kabaca 5 milyon dolarlık eşdeğeri olan 185 bin dolar kazandı. Yüzde 90’ı siyah olan Parchman’da hapsedilenler için işkence “domuz yasaları” denen kanunlarla yasallaştırılmıştı.

HABAŞ bugün bunun bir karikatürü. HABAŞ’ın bu sefil görünümü Parchman çiftliğinin gerçeküstü bir tablosu. HABAŞ haddehanelerinde yaşanan mezalim her bir kan ve ter damlasına, kırılan her bir kemiğe kadar hakiki ama içinde olduğumuz çağ da o kadar 1870 yılına göre o kadar gerçeküstü. İşçiler HABAŞ’ın kural tanınmayan hollerinde tarihte tekerrür eden gelişmelerin trajedisindeki içler acısı hali içinde.

Tarihteki bu iki olayın analojik pek çok yanı var, kölece ve zorbalığa dayanan çalışma süresi, çalışma koşulları, şirketin sahibinin servetine ve kârına oranla işçilerin kazancı… Ya da eli kırbaçlı at üstünde kahyalar ile işsizlikle tehdit eden şirket idarecileri, amirler…

İşçiler için beter olan sadece ağır kurallar altında çalışması değil, kendisine dair hiçbir söz hakkının olmaması…

Daha pek çok şey birbirine benzetebiliriz ancak ikisi aynı şey değil ve bunun sebebi içinde bulunduğumuz çağ. 1880 yılında Amerika’da bir köle çiftliği ve 2021 senesinde iot (internet of things) çağında, en büyük ilk 3 demir çelik fabrikasından biri. Bu çağda; emek sömürüsü ve işçinin emek gücünün, terinin bir biriminin bile boşa gitmeden kazanca dönüştürüldüğü günümüzde, çalışma sürelerinin düşmesi gerekirken yaşadığı kölece koşullar.

Ama en kötüsü anayasada ne yazarsa yazsın devasa kâr üreten fabrikalar, banka ve işletmeler sahibinin anayasanın bile üstünde kendi “domuz yasaları” olması.

Bu durum, hem kapitalizmin her türlü teknik gelişmişliğe rağmen köleliği tekrar üretmesi hem de burjuvazinin, kapitalist sistemin DNA’sıdan ortaya çıktığını, o ilksel birikim modelinin kar için en ideal hal olduğunu, ve büyük burjuvanın karakterinde nasıl da silinmez bir iz yarattığının da işareti.

Bitirirken koşullar şu açıdan bir başka benzer şeyden daha bahsedelim.

Afrikalı Amerikalı Blues sanatçısı Bukka White “Parchman Farm Blues” ile köleliğin avı veren dramını anlatırken, Türkiyeli halk sanatçısı Mahzuni Şerif “İnce ince bir kar yağar” türküsü ile buradaki ayrımcılığı anlatmıştır. İşte bu karşılaştırma gibi olacak en doğru şey.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ